Mersin’in iyi yanları
Mersin’le ilgili son yazdığım yazıda oldukça fazla eleştiri vardı. Yazının ardından birkaç kişi, “Hocam, Mersin’in hiç mi iyi yanları yok? Hep kötü taraflarını anlatmışsınız” dedi. ( https://12punto.com.tr/yazarlar/atif-unaldi/mersine-geleceklere-oneriler-142305)
Bunun üzerine Mersin’in iyi yanlarını da yazmaya karar verdim.
Elbette var. Hem de azımsanmayacak kadar çok.
Üstelik yalnızca denizi, havası, sahili ya da yemeklerinden söz etmiyorum. Bir şehri yaşanabilir kılan şey sadece coğrafyası değildir. O şehirde işini iyi yapan insanlar, vizyon sahibi girişimciler, farklı bir şeyler ortaya koymaya çalışan işletmeler, geleceğe yatırım yapan kurumlar ve hayatın kalitesini artıran küçük ayrıntılar da en az bunlar kadar önemlidir.
Mersin’in önemli bir potansiyeli olduğunu düşünüyorum. Bu potansiyelin yeterince değerlendirilemediğini de düşünüyorum. Zaten önceki eleştirilerimin temelinde biraz da bu vardı. Ancak bu, şehirde çok iyi işler yapılmadığı anlamına gelmiyor.
Bu kez Mersin’de beğendiğim, başarılı bulduğum, bazen de sadece varlığından mutluluk duyduğum kişi, kurum, işletme ve projeleri yazmak istiyorum.
Listeyi dört gruba ayırdım: Değerler, Parlayan Yıldızlar, Gizli Kalmış Cevherler ve Salaşlar. Sonuna da Mersin’de görmek istediğim birkaç markayı ekledim.
Bu bir ödül listesi değil. Bilimsel bir araştırmanın sonucu da değil. Tamamen benim gözlemlerim, deneyimlerim ve kişisel tercihlerim.
Değerler
Bir şehrin değerleri yalnızca geçmişinden gelen kültürel mirası değildir. O şehre katkıda bulunan, farklı bir bakış açısı getiren ve bulunduğu çevreye değer katan insanlar ve kurumlar da o şehrin değerleridir.
Sabri Tekli
Mersin’in önemli değerlerinden biri olarak gördüğüm isimlerden biri, Mersin-Tarsus Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Sabri Tekli.
Bir şehrin gelişiminde kurumlar kadar o kurumların başındaki insanların da önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü yöneticilik yalnızca mevcut yapıyı sürdürmek değil, geleceği görebilmek, sorumluluk üstlenmek ve bulunduğunuz kuruma bir yön kazandırabilmek demek.
Sabri Tekli’yi de bu açıdan Mersin’in değerli isimlerinden biri olarak görüyorum.
Uzun yıllardır üstlendiği sorumluluklar, iş dünyasındaki deneyimi ve kurumsal çalışmalarıyla Mersin’e katkıda bulunan insanlardan biri. Üstelik yalnızca kendi işiyle ilgilenen bir iş insanı değil; üniversite-sanayi iş birliği, gençlerin yetişmesi ve yeni girişimlerin desteklenmesi gibi konularda da çalışmalar yürütüyor.
Bir şehrin böyle insanlara ihtiyacı var. Bulunduğu makamın ötesinde değer üreten, sorumluluk almaktan kaçınmayan ve yaşadığı şehre katkıda bulunmaya çalışan insanlara.
Sabri Tekli’nin Mersin için böyle bir isim olduğunu düşünüyorum.
Ken’s Restaurant
Mersin’de farklı bir işletmecilik ve gastronomi anlayışı görmek istediğimde aklıma gelen yerlerden biri Ken’s.
Kuzey Avrupa’daki, özellikle İskandinav ülkelerindeki restoran kültürünü hatırlatan bir yaklaşımı var. Mesele yalnızca yemek değil. Bir restoranın kimliği, işletme disiplini, müşteriye yaklaşımı ve yarattığı atmosfer de önemli.
Ken’s, Mersin’de alışılmış restoran anlayışının dışında bir şeyler yapılabileceğini gösteren örneklerden biri.
Bir şehirde böyle işletmelerin bulunmasını önemsiyorum. Çünkü farklı standartlarla karşılaşmak, müşterilerin beklentilerini de değiştiriyor.
SBA Yuva
Mersin’de erken çocukluk dönemine ilişkin farklı yaklaşımların ortaya çıkmasını son derece önemsiyorum. Bunlardan biri de Japon eğitim anlayışından esinlenen yaklaşımıyla SBA Yuva.
Japonya’nın erken çocukluk yaklaşımında dikkatimi çeken konulardan biri, çocukların yalnızca bilgi edinmesine değil, günlük yaşam becerileri kazanmasına, birlikte hareket etmeyi öğrenmesine, çevresine saygı göstermesine ve sorumluluk geliştirmesine verilen önem.
SBA Yuva’nın da bu anlayışı Mersin’de kreş ve gündüz bakım hizmetlerine taşıma çabasını değerli buluyorum.
Erken çocukluk döneminde çocukların sosyal ve duygusal gelişimi, akranlarıyla kurdukları ilişkiler ve bağımsızlık kazanmaları son derece önemli. Bu nedenle yalnızca bakım hizmeti sunmakla yetinmeyen, çocukların gelişimini bütüncül biçimde ele alan yaklaşımların çoğalması gerektiğini düşünüyorum.
SBA Yuva’nın Mersin’de böyle bir anlayışla faaliyet göstermesi, şehirdeki aileler açısından da farklı bir seçenek oluşturuyor.
Bir şehrin gelişmişliği yalnızca yollarıyla, binalarıyla veya alışveriş merkezleriyle ölçülmez. Çocuklarına nasıl bir ortam sunduğuyla da ölçülür.
Parlayan Yıldızlar
Bu başlık altında Mersin’e yeni bir soluk getirdiğini düşündüğüm projeler, girişimler ve markalar var. Bazıları yerel yatırımlar, bazıları ise uzun zamandır şehirde görmek istediğim ulusal veya uluslararası markalar.
Ekinci İnşaat – Nefes
Mersin’in son dönemdeki en güzel projelerinden biri olduğunu düşündüğüm Nefes, şehrin mimari açıdan da daha iddialı işler ortaya koyabileceğinin örneklerinden.
Bir konut projesinin yalnızca kaç metrekare olduğuyla, kaç daireden oluştuğuyla veya satış fiyatıyla değerlendirilmesini doğru bulmuyorum. Yaşam alanlarının niteliği, mimari yaklaşım ve ortaya çıkan bütünlük çok daha önemli.
Nefes’i bu açıdan Mersin’e değer katan projelerden biri olarak görüyorum.
Nerissa MEFA
Nerissa MEFA da aynı şekilde Mersin’in gelişimine katkıda bulunduğunu düşündüğüm projelerden.
Şehirlerin gelişiminde gayrimenkul yatırımlarının önemli bir rolü var. Ancak her yeni bina şehri ileriye götürmüyor. Önemli olan yalnızca yapı üretmek değil, yaşanabilir alanlar ortaya koyabilmek.
Nerissa MEFA’yı da bu yönde atılmış olumlu adımlardan biri olarak değerlendiriyorum.
Özge Fennibilek Akademi Bale Okulu
Mersin’de beni gerçekten mutlu eden girişimlerden biri.
Bale eğitiminin kendisi zaten önemli. Ancak Özge Fennibilek Akademi Bale Okulu’nun yalnızca klasik bale ile sınırlı kalmayıp çağdaş dans konusunda da çalışmalar yapması benim için ayrıca değerli.
Çağdaş dans, sanatın kendisini yeniden yorumlaması, farklı disiplinlerle ilişki kurması ve yeni ifade biçimleri geliştirmesi açısından önemli.
Mersin’de çocukların ve gençlerin böyle alanlarla tanışabilmesini son derece kıymetli buluyorum.
Bir şehrin kültürel gelişmişliğini yalnızca konser salonlarının veya tiyatrolarının sayısıyla ölçemeyiz. O şehirde sanatın ne kadar üretildiğine ve yeni nesillere nasıl aktarıldığına da bakmak gerekiyor.
Serpil’in Orman Okulu
Eğitim konusunda alışılmış kalıpların dışına çıkan yaklaşımları her zaman önemsemişimdir.
Serpil’in Orman Okulu da Mersin’de bu açıdan dikkatimi çeken yerlerden biri.
Forest School, yani orman okulu yaklaşımı, çocukların doğayla doğrudan ilişki kurmasını, deneyimleyerek öğrenmesini, keşfetmesini ve bağımsızlık geliştirmesini önceleyen bir anlayış.
Çocuğu dört duvar arasına yerleştirip dünyayı yalnızca kitaplardan anlatmak yerine, dünyayı doğrudan deneyimlemesine imkân tanımak önemli bir yaklaşım.
Serpil’in Orman Okulu’nun Mersin’de böyle bir anlayışı temsil etmesinden memnunum.
Özellikle erken çocukluk döneminde alternatif yaklaşımların bulunması, bir şehrin ailelere sunduğu seçenekleri de zenginleştiriyor.
Quick China
Henüz Mersin’e gelmedi ama şimdiden merakla beklediğim işletmelerden biri.
Ankara’dan tanıdığım Quick China’nın Mersin’e gelme hazırlığında olması sevindirici. Üstelik yerel işletmeci tercihini de doğru buluyorum.
Bir markanın başka bir şehirde başarılı olması, her şehirde aynı başarıyı göstereceği anlamına gelmiyor. Yerel pazarı tanımak, şehrin beklentilerini bilmek ve doğru işletmecilik yaklaşımını benimsemek önemli.
Quick China’nın Mersin’de başarılı olmasını umuyorum.
Macrocenter
Yıllar önce Bloomberg Businessweek’te yazdığım bir yazıda Mersin’de görmek istediğim markalardan söz etmiştim. Bunlardan biri Macrocenter’dı.
Sağ olsunlar, beni üzmediler. Geldiler.
Macrocenter’ın Mersin’e gelmesini yalnızca yeni bir market açılması olarak değerlendirmiyorum. Farklı ürünlere erişim, alışveriş kültürünün çeşitlenmesi ve tüketici beklentilerinin yükselmesi açısından da önemli.
Bir şehirde seçeneklerin artması, hayat kalitesini doğrudan etkiliyor.
Pandora
Mersin’e gelmesini istediğim markalardan biri de Pandora’ydı.
O da geldi.
Uluslararası markaların Mersin’e yatırım yapmasını önemli buluyorum. Çünkü bu yatırımlar aynı zamanda şehrin ticari potansiyelinin fark edilmesi anlamına geliyor.
Elbette her markanın her şehirde bulunması gerekmiyor. Ancak Mersin gibi büyük bir şehrin uzun süre bazı markaların yatırım planlarının dışında kalmasını da doğru bulmuyorum.
Pioppo
Mersin’in en iyi dondurmacısı hangisi diye sorarsanız benim cevabım Pioppo.
Dondurma konusunda iddialı bir şehirde yaşıyoruz. Dolayısıyla böyle bir değerlendirme yapmak kolay değil.
Ancak Pioppo’nun ürünlerini ve ortaya koyduğu kaliteyi gerçekten beğeniyorum.
Bazen bir şehrin iyi yanlarını anlatmak için büyük projelerden söz etmek gerekmiyor. İyi bir dondurmacı da o şehrin hayat kalitesinin bir parçası.
Flying Tiger
Bu markanın benim için biraz da ailevi bir hikâyesi var.
İstanbul’a gittiğimde eşimin istediği bazı ürünleri Flying Tiger’dan alır, Mersin’e getirirdim.
Şimdi buna gerek kalmadı. Çünkü Flying Tiger, Palm City Alışveriş Merkezi’ne geldi.
Küçük gibi görünen ama gündelik hayatı kolaylaştıran gelişmeler bunlar.
Flying Tiger’ın farklı tasarım anlayışını ve gündelik ürünlere getirdiği eğlenceli yaklaşımı seviyorum. Mersin’de bulunmasını da şehrin alışveriş seçenekleri açısından olumlu görüyorum.
Boynuince Kuyumculuk
Mersin’in ticari hayatında yerel işletmelerin ayrı bir önemi var.
Boynuince Kuyumculuk’u da bu nedenle parlayan yıldızlar arasında değerlendirmek istiyorum.
Bir şehir yalnızca dışarıdan gelen markalarla gelişmez. Kendi içinden çıkan işletmelerin büyümesi, marka değeri oluşturması ve uzun vadeli bir ticari kimlik kazanması da gerekir.
Mersin’in yerel markalarının güçlenmesini en az uluslararası markaların şehre gelmesi kadar önemsiyorum.
Gizli Kalmış Cevherler
Her şehirde çok iyi iş yapan ama hak ettiği kadar tanınmayan yerler vardır.
Bazen büyük reklam bütçeleri yoktur. Bazen konumları çok dikkat çekici değildir. Bazen de insanlar alışkanlıklarından dolayı hep aynı yerlere gider.
Mersin’de de böyle işletmeler var.
Hmbrgr.
Bana sorarsanız Mersin’in en iyi hamburgerini yapıyorlar.
Forum’un üst katında bulunan Hmbrgr., hamburger konusunda gerçekten başarılı bulduğum işletmelerden biri.
Hatta kendilerine bir önerim de var: Bence Marina’ya da açılmalılar.
Çünkü iyi bir ürünün daha fazla insana ulaşmasını isterim. Özellikle hamburger gibi rekabetin yoğun olduğu bir alanda, ürün kalitesiyle öne çıkabilmek önemli.
Kıskaç
Deniz ürünleri denildiğinde akla çok sayıda seçenek gelebilir. Ancak Kıskaç’ı benim için özel kılan şey yengeç.
Burası benim gözümde genel bir deniz ürünleri restoranından çok, yengeç yemek için gidilecek bir adres.
Üstelik yalnızca belirli bir mevsimde değil, yılın her döneminde tercih edilebilecek bir yer olarak görüyorum.
Belli bir üründe uzmanlaşmak ve o ürünle anılmak işletmecilik açısından önemli bir başarı.
Kıskaç’ın da bunu başardığını düşünüyorum.
Defne Tantuni
Mersin denildiğinde ilk akla gelen yiyeceklerden biri tantuni.
Ancak tantuni konusunda benim uzun zamandır dikkat çektiğim bir mesele var: Hijyen.
Şehirde çok sayıda tantunici bulunmasına rağmen temiz, bakımlı, rahatça oturulabilecek ve ürün kalitesine özen gösteren bir işletme bulmak her zaman kolay olmuyor.
Defne Tantuni bu açıdan olumlu bir örnek.
Burası sıradan bir tantunici değil. Temizliği, bakımlı ortamı ve ürünlerine gösterdiği özenle dikkat çekiyor.
Tantuni gibi Mersin’le özdeşleşmiş bir ürünün daha yüksek işletmecilik standartlarıyla sunulması gerektiğini düşünüyorum. Defne Tantuni de bunun yapılabileceğini gösteriyor.
Salaşlar
Her iyi işletmenin gösterişli olması gerekmiyor.
Hatta bazı yerler vardır, fazla gösterişli olsalar bütün karakterlerini kaybederler.
Salaşlık benim için özensizlik demek değil. Tam tersine, bazen samimiyetin, doğallığın ve işletmenin kendine özgü karakterinin korunması demek.
Arkadaş Ciğer
Mersin’de salaş bir yer önerin derseniz aklıma gelen ilk adreslerden biri Arkadaş Ciğer.
Birkaç masa, gösterişsiz bir ortam ama her zaman cana yakın bir yaklaşım.
Bazen bir işletmeden beklediğiniz şey çok basittir: Güzel yemek, samimi insanlar ve kendinizi rahat hissettiğiniz bir ortam.
Arkadaş Ciğer benim için tam olarak böyle bir yer.
Her işletmenin büyümesi, şubeleşmesi veya büyük bir marka hâline gelmesi gerekmiyor. Bazılarının olduğu gibi kalması da güzel.
Bir de gelsin istediklerimiz var
Mersin’e gelen markalardan söz etmişken henüz gelmeyen ama gelmesini istediğim markaları da yazmadan geçmeyeyim.
IKEA, Mr.DIY, H&M, Pinkberry ve Marks & Spencer.
Bunların her birinin Mersin’e farklı bir katkısı olacağını düşünüyorum.
IKEA’nın ev yaşamı ve tasarım kültürüne, Mr.DIY’ın uygun fiyatlı gündelik ihtiyaç ürünlerine, H&M’in hazır giyim seçeneklerine, Pinkberry’nin farklı bir yeme içme deneyimine, Marks & Spencer’ın ise kendine özgü ürün çeşitliliğine katkısı olabilir.
Mersin’in nüfusu, ekonomik potansiyeli, çevre illerle ilişkisi ve bölgesel çekim gücü düşünüldüğünde bu markalar açısından değerlendirilmesi gereken bir pazar olduğunu düşünüyorum.
Umarım bu markaları da yakın gelecekte Mersin’de görürüz.
Son söz
Mersin’in iyi yanları elbette bu listeyle sınırlı değil.
Mutlaka unuttuğum, henüz keşfetmediğim veya yeterince tanımadığım insanlar, işletmeler ve projeler vardır.
Zaten bu yazının amacı Mersin’in en iyilerini seçmek değil. İyi yapılan işleri görünür kılmak.
Çünkü bir şehrin gelişmesi için yalnızca yanlışlarını eleştirmek yeterli değil. Doğru yapılan işlerin de fark edilmesi gerekiyor.
Mersin’in önemli sorunları var. Bunların bir kısmı uzun yıllardır çözülemiyor. Önceki yazılarımda bunları anlattım, gerektiğinde yine anlatacağım.
Ama bütün bu sorunların arasında işini iyi yapan, farklı düşünen, risk alan, yatırım yapan, üreten ve şehre değer katan insanlar da var.
Onların hakkını teslim etmek gerekiyor.
Belki de Mersin’in en önemli ihtiyacı tam olarak budur: İyi örneklerin çoğalması ve iyi iş yapanların birbirlerine örnek olması.
Bu listeye eklemek istediğiniz yerler varsa bana yazın.
Kim bilir, belki Mersin’in iyi yanlarını anlatacağımız ikinci bir yazı daha çıkar.