Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Yapay Zekâ jeopolitik alana mı kayıyor?

Uzun zamandır yapay zekâyı daha çok teknoloji şirketleri üzerinden konuşuyoruz. OpenAI ne yaptı, Google hangi modeli çıkardı, Anthropic ne kadar büyüdü, Çin hangi modeli geliştirdi… Oysa son günlerde yaşanan bir gelişme, bu tartışmanın yönünü tamamen değiştirdi.

Anthropic’in en güçlü modelleri olan Mythos ve Fable için getirilen erişim kısıtlamaları, yapay zekânın artık yalnızca bir yazılım ürünü olmadığını gösteriyor. Devletlerin doğrudan müdahale ettiği stratejik bir alana giriyoruz.

Aslında bu dönüşüm bir süredir geliyordu. Önce gelişmiş yapay zekâ çiplerinin ihracatına kısıtlamalar getirildi. Ardından yüksek performanslı ekran kartları ulusal güvenlik tartışmalarının merkezine yerleşti. Şimdi ise sıra doğrudan modellerin kendisine geldi. Artık yalnızca donanım değil, bilgi de kontrol edilmeye başlanıyor.

Bu durum bana tarihte yaşanan başka dönüşümleri hatırlatıyor. Bir dönem uranyum sıradan bir maden değildi; stratejik bir güç unsuruydu. Daha sonra süper bilgisayarlar ihracat kontrolüne alındı. Güçlü kriptografi yazılımları uzun yıllar mühimmat sınıfında değerlendirildi. Bugün ise aynı listeye büyük dil modelleri ekleniyor. Yapay zekâ, devletlerin serbest bırakacağı ya da sınırlandıracağı teknolojiler arasına girmiş durumda.

Bu gelişmenin belki de en önemli sonucu, yapay zekâ yarışının artık şirketler arasında değil, ülkeler arasında yaşanacak olmasıdır. OpenAI, Anthropic, Google, xAI ya da Meta artık yalnızca özel sektör şirketleri değildir. Giderek savunma sanayii şirketlerine benzer bir konuma geliyorlar. Ürettikleri modeller ekonomik olduğu kadar stratejik değer de taşıyor.

Bir başka önemli değişim ise çip savaşlarından model savaşlarına geçiyor olmamız. Son üç yıldır herkes NVIDIA’nın ekran kartlarını konuşuyordu. Oysa yakın gelecekte konuşacağımız konu ekran kartı değil, hangi ülkenin hangi modele erişebileceği olacak. Asıl rekabet artık algoritmalar üzerinde yaşanacak.

Bu aynı zamanda internetin parçalanmaya başladığını da gösteriyor. İnternet uzun yıllar ortak bir platformdu. Bugün ise yapay zekâ tarafında ABD’nin, Çin’in ve muhtemelen Avrupa’nın birbirinden giderek ayrılan ekosistemleri oluşuyor. Dijital dünyanın yeni sınırları artık kablolarla değil, modellerle mi çiziliyor?!?

İşte tam da bu nedenle açık kaynak modellerin önemi artıyor. Bir API’yi kapatabilirsiniz. Bir şirketin hizmet vermesini engelleyebilirsiniz. Ancak dünyaya yayılmış açık kaynak modelleri aynı kolaylıkla durduramazsınız. Önümüzdeki yıllarda açık kaynak yapay zekâ ile kapalı ticari modeller arasındaki mücadele, teknoloji dünyasının en önemli başlıklarından biri olacak. Tabii bu ayrı bir yazı konusu... Belki de bir video....

Türkiye açısından bakıldığında ise asıl soruyu hâlâ sormuş değiliz. Sorulması gereken soru : Yarın herhangi bir nedenle bu modellerin erişimi sınırlandırılırsa ne yapacağız? Kendi modellerimizi, kendi verimizi, kendi bilgi altyapımızı oluşturmak için bugünden hangi yatırımları yapıyoruz?

Bu noktada birkaç hafta önce hazırladığım ulusal yapay zekâ stratejisi önerisini yeniden hatırlatmak isterim. 

( https://www.linkedin.com/pulse/t%C3%BCrkiyenin-yazay-zeka-eylem-plan%C4%B1-ve-stratejisi-nas%C4%B1l-atif-unaldi-zfeif )

O yazıda yalnızca model geliştirmeyi değil, Türkçenin korunmasını sağlayacak veri kümelerinden kuantum bilgisayarlara kadar uzanan uzun vadeli bir yol haritası önermiştim. Yazıyı LinkedIn hesabımda paylaştım. Bugün yaşanan gelişmeler, o stratejinin neden yalnızca teknolojik değil, aynı zamanda jeopolitik bir gereklilik olduğunu daha net gösteriyor.

Çünkü yapay zekâ artık yalnızca daha iyi metin yazan ya da daha güzel görsel üreten bir araç değil. Ekonomiyi şekillendiriyor. Savunmayı etkiliyor. İstihbarat üretiyor. Bilimsel araştırmaları hızlandırıyor. Toplumları yönlendiriyor. Böylesine güçlü bir teknolojinin devletlerin radarına girmemesi zaten düşünülemezdi.

Belki de tarihçiler yıllar sonra 2026 yılını, yapay zekânın bir yazılım olmaktan çıkıp ulusal güç unsuru hâline geldiği yıl olarak yazacaklar. O gün geldiğinde Mythos ve Fable etrafında yaşanan tartışmalar da yalnızca bir şirket kararı olarak değil, yeni yapay zekâ jeopolitiğinin ilk büyük işaretlerinden biri olarak hatırlanacak.