Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4673
Dolar
Arrow
43,4683
İngiliz Sterlini
Arrow
59,4576
Altın
Arrow
6786,2041
BIST
Arrow
10.729

Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy Aydın Tonga'ya konuştu: 'Temsil makamından Aleviliğe bakmak'

 “Özün eğri ise yola zararsın

Derdini yetişmiş derman ararsın

Maslahatın nedir, şarı sorarsın

Sarraf olmayınca girme şara sen.”

Bu sözler Şah Hatayi’ye ait. Biçimi değil özü, zahiri değil batını, sözü değil eylemi öne çıkaran; samimiyet arayan ve ortak iyiye vurgu yapan ifadeler bunlar.

Hiç kuşkusuz bu dizeler, yer ve zamandan bağımsız olarak insan ve toplum ilişkilerinde başa yazılabilir. Zira burada dile gelen sözler, bütünlüklü biçimde “insani” bir duyarlılığa işaret ediyor. Öte yandan Şah Hatayi, Alevi-Bektaşi dünyasının pirlerinden biri; bir inancın, bir yolun taşıyıcı isimlerinden.

Alevilik Bugün Bize Ne Söylüyor?

Peki, bugün Alevilik denince aklımıza ne geliyor?

Alevilik doğaya, insana, kadına ne diyor?

Bu soruların yanıtını bulmak için geçtiğimiz günlerde bir dost meclisinde, Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişini Veliyettin Ulusoy ile bir araya geldik. Ulusoy, sorularıma içtenlikle yanıt verdi. Ancak yanıtlarına geçmeden önce, kendisiyle ilgili izlenimlerimi paylaşmak istiyorum.

Veliyettin Ulusoy, oldukça cana yakın, sıcakkanlı ve samimi bir inanç önderi. Bununla birlikte bilge bir duruşu ve tavrı var. Her bir sözünü sanki tartarak konuşuyor. Bir konuya dair görüşünü ifade ederken, sözün sınırını açıkça ortaya koyuyor. Konuşması sırasında yer yer tarihsel anekdotlara başvuruyor. İfade ettiğim gibi bakışına, sözüne ve tavrına sinmiş belirgin bir bilgelik hâli var.

“Alevilikte Kadın Erkek Eşittir”

Söze, kadınların yaşadığı sorunlar üzerinden girdim. Çok açık bir biçimde, “Alevilikte kadın ve erkek eşittir” dedi. Güncel durumda yaşanan sorunlar olsa da, olması gerekeni net biçimde “eşitlik” vurgusuyla dile getirdi. Bu, kayda geçmesi gereken önemli bir ifadeydi.

“Alevilik, Hakk’a giden bir yoldur” dedi. Hak vurgusu, geniş çerçevede kuşatıcı ve kapsayıcı bir kavram olarak düşünüldüğünde, güncel sorunlara da buradan yanıt üretmenin mümkün olduğunu gösteriyor. Sohbetimizin ilerleyen dakikalarında ise altı kalın harflerle çizilmesi gereken şu cümleyi kurdu:

“Ana yoldur, baba erkân. Bu erkâna göre yol cümleden uludur.”

Peki, Alevilik nasıl bir toplum düşler?

Eşitliğe, adalete, doğaya dair bize ne söyler?

Eşitlik, Emek ve Adalet Vurgusu

“Alevilik emeğin hakkını savunur, emeğin yanındadır; adil bir toplum ister” dedi Ulusoy. Ardından bu sözleri tamamlarcasına şunu ekledi: “Bir Alevi ırkçı olamaz, bir Alevi insanların inancını sorgulayamaz.”

Bu yaklaşım, Aleviliğin kapılarını köhneliğe, yobazlığa ve fanatizme kapatan temel bir ilke olarak öne çıkıyordu.

Söz, sahabeden Ebu Zer’e geldiğinde ise şu ifadeleri kullandı:

“Ebu Zer, döneminin adalet mücadelesi veren isimlerindendir. Bugünün diliyle söylersek toplumcudur. Verdiği kavga ortadadır ve bunun bedelini de hayatıyla ödemiştir.”

Ve nihayetinde şunu ekledi:

“Ebu Zer, semahın piridir.”

Aleviliğin doğaya bakışını ise tek cümlede özetledi:

“Doğaya hâkim olmak değil, doğanın parçası olmak gerekir.”

Kurban, Paylaşmak ve Vicdan

Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişini Veliyettin Ulusoy’un kurban kesimine dair sözleri de kayda değer nitelikteydi. Kurban yerine öğrencilere burs verilmesini, gönülden geçen adağın ihtiyaç sahiplerine ya da bu anlayışla hareket eden sivil toplum örgütlerine aktarılmasının önemini vurguladı. Öğrencilere burs verilmesi özellikle dikkat çekiciydi; zira kendisinin başında bulunduğu vakıf da her yıl belirli sayıda öğrenciye burs sağlayarak bu yaklaşımı hayata geçiriyordu. Umuyorum ki bu bakış açısı, Alevi dünyasında kalıcı bir yer edinir.

Dedelik Bir Geçim Kapısı Olamaz

Ulusoy’un cem evleri, ibadet ve rızalık konusundaki sözleri de oldukça çarpıcıydı. Öncelikle şunu söyledi:

“Gönül birliğinin sağlanmadığı ibadet, ibadet değildir.”

Bu bağlamda talip, dedesinden hesap sorabilmeliydi; gönül birliği bunu gerektirirdi. “Rızalıksız hiçbir şey olmaz” sözü ise bu düşünceyi tamamlar nitelikteydi.

Dedelikle ilgili değerlendirmeleri de netti:

“Bir dede, ailesinin nafakasını dedelik yaparak çıkarıyorsa o dede, dede değildir. İyi bir dede, kendisine kimin ne verdiğini bilmez; verenle vermeyeni ayırmaz.”

Dedelerin siyasete girmesine de karşıydı. Siyasete girecek olanların dedeliği bırakması gerektiğini ifade etti. Aynı eksende, Alevi kurumlarının kişisel çıkarlara alet edilmesini de kabul edilemez buldu:

“Cem evleri şahıslar adına olmamalı” dedi.

Sohbetin ilerleyen dakikalarında Aleviliğin laikliğe bakışını da sordum. “Toplum olarak laikliği savunan, benimseyen bir inanca sahibiz” dedi. Ancak gelinen aşamada laiklik konusunda ciddi kaygıları vardı. Mustafa Kemal Atatürk sayesinde kazanılan laik düzende belirgin aşınmalar yaşandığını ifade etti.

Kurumlar, İktidar ve İnanç Alanı

Konu buradan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na geldi. Ulusoy, açıkça şunu söyledi:

“Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Aleviliğe ve Alevilere zarar veriyor; dedelerin üzerinde bir kurum gibi davranarak dedelere hükmetmeye başlıyor.”

Ben de bu noktada, “dini” kurumlarla laiklik arasındaki ilişkiye, söz konusu yapı ile iktidar arasındaki bağlara ve bunun doğurabileceği sonuçlara dikkat çektim. Kaygılarıma hak verdiğini söyledi.

Alevi-Bektaşi toplumunun yol önderlerinden biri olan Veliyettin Ulusoy’un aktarmaya çalıştığım düşünceleri son derece kıymetli. Zira o, bir şahıstan öte, tarihsel hafızası ve geleneğiyle bir inancı temsil eden bir makamda duruyor. Bu yönüyle sözleri, Aleviliğin bugününe ve geleceğine ışık tutarken, Aleviliği anlamaya çalışanlar için de güçlü bir rehber niteliği taşıyor.

Sözü nasıl başladıysak öyle bitirelim; yine Şah Hatayi’nin dizeleriyle:

Üç gün olur şu dünyanın safası

Safasından artık imiş cefası

Gerçek erenlerin nutku nefesi

Biri kırktır, kırkı birden sayılır.”