Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
56,3209
Dolar
Arrow
48,5546
İngiliz Sterlini
Arrow
65,6891
Altın
Arrow
6882,5867
BIST
Arrow
14.467

12 Eylül: Türk siyasi tarihinin utanç günü

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

650 bin kişi gözaltına alındı. 52 bin kişi tutuklandı. 230 bin kişi yargılandı. 517 kişiye idam cezası verildi, 50 kişi idam edildi. 16 siyasi parti kapatıldı. 1 milyon 683 bin kişi fişlendi. 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı, 30 bin kişi işinden edildi.

12 Eylül 1980 sabahı Türkiye’nin yönü zorla değiştirildi, hem de Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından. 

Türkiye Büyük Millet Meclisi kapatıldı, anayasal düzen askıya alındı, siyasi hayat susturuldu. Sendikalar ve dernekler kapatıldı. Gazeteciler, akademisyenler, öğretmenler ve öğrenciler cezaevlerine dolduruldu. İşkence, idam ve siyasi yasaklar bir kuşağın hafızasına kazındı.

1982 Anayasası ile baskı düzeni kurumsallaştırıldı. YÖK kuruldu, üniversitelerin özerkliği daraltıldı. Örgütlü toplum parçalandı; düşünmek, sorgulamak ve siyaset yapmak tehlikeli hale getirildi.

12 Eylül’ün en ağır sonuçlarından biri Cumhuriyet’in yetiştirdiği aydın kuşakların tasfiyesi oldu.

29 Ekim 1923’te kurulan Cumhuriyet’le başlayan Kemalist Devrim; aklı, bilimi, laikliği, liyakati ve çağdaşlaşmayı devletin ve toplumun temel ekseni haline getirmeyi amaçlamıştı. 12 Eylül 1980 ise bu aydınlanma birikiminin taşıyıcılarına en ağır darbelerden birini vurdu.

Darbe öncesinde Sivas ve Çorum’da yaşanan katliamlar, mezhep çatışmaları üzerinden toplumun fay hatlarını derinleştirdi. Türkiye giderek büyüyen şiddet, kutuplaşma ve korku ortamının içine sürüklendi.

Kemalist Devrim’in bağımsızlıkçı karakterini hiçbir zaman hazmedemeyen Batı emperyalizminin, Soğuk Savaş’tan başlayarak Türkiye’nin etnik ve dinsel fay hatlarını kendi çıkarları doğrultusunda kullanması; bölücü terörün ve radikal dinci yapıların güç kazanması, Cumhuriyet’in aydınlanmacı ve ulusal devlet yapısının aşındırılmasında önemli rol oynadı. 12 Eylül sonrasında Türk-İslam sentezinin devlet politikalarında ağırlık kazanması da bu dönüşümün önemli eşiklerinden biri oldu.

Bu aşınma yalnız devlet kurumlarında değil, siyasetin kendisinde de sürdü. Milliyetçi Hareket Partisi’nin siyasal tabanı ve kadroları zaman içinde farklı partilere dağılarak parçalandı; bugün benzer bir parçalanma Cumhuriyet Halk Partisi üzerinde yaşanıyor. Cumhuriyet’in köklü siyasi damarlarının parçalanması, kurumsal siyaseti de giderek zayıflattı.

Sonraki yıllarda Türkiye yalnız yetişmiş insanlarını değil, kurumlarının niteliğini de kaybetmeye başladı. Siyasette derinliğin ve devlet ciddiyetinin yerini günü kurtaran hesaplar aldı.

Cumhuriyetçi ve Atatürkçü aydınlanma çizgisi ağır kayıplar vermeye devam etti. Bahriye Üçok 1990’da, Uğur Mumcu ve Eşref Bitlis 1993’te, Ahmet Taner Kışlalı 1999’da, Necip Hablemitoğlu 2002’de suikastlarla öldürüldü. Türkiye, Cumhuriyet’in aydınlanma birikimini temsil eden önemli isimlerini birer birer hiç ortaya çıkarılmayan, alçak suikastlarla kaybetti.

Ardından Ergenekon ve Balyoz davaları geldi. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin çok sayıda subayı yıllarca süren tutukluluk ve yargılamalarla karşı karşıya kaldı. Balyoz ana davasında yeniden yargılanan 236 sanık 31 Mart 2015’te beraat etti. Ergenekon mahkûmiyetleri 21 Nisan 2016’da Yargıtay tarafından bozuldu; yeniden yargılamada sanıklar 2019’da “Ergenekon silahlı terör örgütü” suçlamasından beraat etti.

Türk milleti gururundan intihar eden Türk subaylarına, üzerine atılan asılsız iddialardan yıllarca yargılanan ağır hastalanan ve  ölen subaylarına ağladı…

Bu tarihsel çizginin çarpıcı taraflarından biri de: Ergenekon ve Balyoz süreçlerinde hedef haline gelen asker kuşağının bir bölümü, 12 Eylül dönemini gencecik subaylar olarak yaşamış Cumhuriyetçi ve Atatürkçü askerlerdi. Aynı kuşağın mensuplarından bazıları yaklaşık otuz yıl sonra yeniden uzun yargılamalar, tutukluluklar ve ağır suçlamalarla karşı karşıya kaldı.

Tarihin acı ironilerinden biri ise, 

15 Temmuz 2016 gecesi yaşandı. Ergenekon ve Balyoz süreçlerinde yıllarca cezaevlerinde tutulmuş, ailelerinden ve mesleklerinden koparılmış, sonunda haklarındaki davalar çökmüş deneyimli Türk subaylarının bir bölümü, kendilerine yapılanları bir kenara bırakarak devletin ve Cumhuriyet’in yanında durdu. Kendilerine zulmeden siyasi iktidarla hesaplaşmayı değil, devletin bekasını öncelediler; darbe girişimine karşı yürütülen mücadelede bilgi ve deneyimleriyle görev aldılar. Yıllarca tasfiye edilmeye çalışılan Cumhuriyetçi askerlerin, devlet tehlikeye düştüğünde kişisel hesaplarını değil Türkiye Cumhuriyeti’ni savunmaları, dönemin üzerinde ayrıca düşünülmesi gereken tarihsel gerçeklerinden biridir.

Cumhuriyet 2023’te ikinci yüzyılına girerken geriye ağır bir siyasal ve entelektüel tahribat kaldı. Siyasette derinliği ve dürüstlüğü olmayan politikacılar çoğaldı; aydınların bir bölümü cesaretini kaybetti, gazetecilerin bir bölümü satın alındıkları tarafa hizmet etti.

Düzgün, donanımlı, sağlam karakterli insanlar siyasetten uzaklaştıkça ortaya çıkan boşluğu niteliksiz, ahlâki değerlerini kaybetmiş, güvenilmez, kadın ya da erkek şahsiyetsiz  insanlar doldurdu. Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihsel kimliği ve ideolojik omurgası aşındırıldı; CHP’den bölünerek Altı Ok’un siyasal çizgisinden uzak, liberal, kötü bir ANAP taklidi, hangi düşünsel zeminde durduğu ve nereye savrulacağı belirsiz yeni bir siyasi hareket çıkarıldı.

Bugün hem Cumhuriyet Halk Partisi’nin hem de ondan bölünerek ortaya çıkan bu yeni siyasi hareketin, Türkiye’nin geleceğini ve Cumhuriyet’in temel niteliklerini ilgilendiren “çerçeve yasa” sürecine evet demesi; 12 Eylül sonrasında başlayan siyasal, kurumsal ve düşünsel aşınmanın Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında ulaştığı noktayı göstermektedir.

12 Eylül’ün en ağır mirası, Cumhuriyet’in aydınlanma kadrolarının tasfiyesiyle açılan boşluğun kırk altı yıl sonra hâlâ doldurulamamış olmasıdır.

12 Eylül, Türk siyasi tarihinin utanç günüdür.