Dr. Violeta Stratan İlbasmış

Dr. Violeta Stratan İlbasmış

Ben sadece "Merhaba” dedim...

Sene 2021’di. Her şey, kayınvalidemin tatil evinde olduğu ve yazlarımızı geçirdiğimiz Ege Denizi kıyısında bir yaz gününde yaşandı. Akşam yemeği yedikten sonra her zamanki gibi akşam yürüyüşüne çıkmaya karar verdim. Karşı komşunun misafirleri vardı ve onlardan biri sigara içmek için sokağa çıktı. Yaklaşık 40 yaşında bir adamdı. Gözgöze geldik ve onu selamladım. "Merhaba” dedim. Cevap vermedi. Kendi kendime "Belki de beni duymamıştır” dedim ve yoluma devam ettim. Ertesi gün aynı hikaye. "Merhaba" dedim. Bana uzun uzun baktığını ama cevap vermediğini çok iyi gördüm. O akşam kafam farklı düşüncelerle dolu olarak dolaştım.

Üçüncü gün bir deney yapmaya karar verdim. Eğer bana cevap vermiyorsa bu benim bilmediğim bir sorun demekti. Bana ne cevap verdiğini düşünüyorsunuz? Üçüncü gün bile "Merhaba"ma cevap vermedi. Eve girdiğimde kayınvalidem hamur yoğuruyordu. Yaklaşık 3 gündür olup biteni kendisine anlattım ve açıklamasını istedim. Düşünceli gözlerle ve çok anlamlı bir gülümsemeyle kocasından, yani kayınpederimden bu olayı bana açıklamasını istedi ve o anda Türkiye'de yaşayabileceğimi bile bilmediğim şoklardan birini yaşadım.

Bu gecikmiş bir şoktu. Sekiz yıl Türkiye'de yaşadıktan sonra, artık hiçbir şeyin beni şaşırtamayacağını, şok edemeyeceğini düşünürken bunu yaşıyordum. Ama olmuştu. O akşam, pek çok Türk erkeğinin, tanımadığı kadınlara, tanısalar bile selam vermediğini, çünkü bir kadına selam vermenin doğru ve uygun olmadığını, iyi gözle bakılmadığını öğrendim. Hatta bazı erkekler, kendilerine selam veren kadınların kolayca ilişki kurulabilen, basitce ‘’tavlanabilen’’ kadınlar olduğunu düşünürlermiş. Bana selam vermeyen kişinin yabancı olduğumu bilmediğini belirtmek isterim. Demek ki her kadına karşı böyle bir tavrı varmış. 

Burada mesele eşitlik ilkesi değil, kadının kendi varoluş hakkının, toplumda medeni davranma özgürlüğünün yok sayılması gibi görünüyor. Erkek otoritesinin kadınlar üzerinde dayatılmasıyla ilgilidir. Kadın, eşit düzeyde sohbet edilebilecek bir varlık olarak görülmüyor. Amacım kimseyi gücendirmek veya eleştirmek değil. Her yabancının kabul etmesi veya tartışması gereken kültürel farklılıklar olduğunu anlıyorum. Bu olay benim kendime ve başkalarına birçok soru sormama neden oldu. Türkiye'de neler oluyor? Neden iletişimin sınırlarının olmadığı, çevrimiçi ortamda her zamankinden daha fazla birbirimize bağlı olduğumuz ama günlük yaşamımızda neden bu kadar kopuk ve hâlâ bu tür önyargılar tarafından yönlendirildiğimiz bir dönemdeyiz? Kadın neden hâlâ satılabilecek, dövülebilecek, saldırıya uğrayabilecek ya da öldürülebilecek bir cinsel obje ya da oyuncak bebek olmadığını kanıtlamak zorunda? Kadın neden hala insan olduğunu, hak ve özgürlüklere sahip olduğunu kanıtlamak zorunda?

Bunun, çocuğun ailede aldığı eğitimle, kültürle, dini inanışla, gelenek ve göreneklerle bağlantılı çok bileşenli bir sorun olduğunu biliyor ve anlıyorum. Öğrendim ki 40-50 yıl önce pek çok Türk kızına sokakta yürürken aşağıya (yere) bakmaları, gülümsememeleri, daha kötüsü yüksek sesle gülmemeleri söylenirmiş. Pek çok Türk kadınına "Kaç çocuğunuz var?" diye sorulduğunda,  4 kız ve 1 erkek çocuğu varsa "Sadece bir çocuk” yanıtını verirlermiş.  Yalnızca erkek çocukları sayarlarmış.

O annelerin ne hissettiğini anlamaya çalıştım ama ruhumda/kalbimde hissettiğim tek şey tarif edemediğim büyük bir acıydı. "Her buluttan yağmur yağmaz, her karıdan oğlan doğmaz", "Oğlan doğuran övünsün, kız doğuran dövünsün" gibi birçok deyimi de biliyorum ve bunların zaten anakronik olduğunu ve tekrarlanmaması gerektiğini düşünüyorum. Daha çok kırsal kesimlerde bundan 40-50 yıl önce kadınlar sokakta yürürken erkeğin bir iki adım gerisinden yürürlermiş. Feodal yapının etkin olduğu yerlerde kadınların sokağa çıkmasına izin verilmiyormuş. Çünkü bu çok büyük bir ayıp ve büyük bir günah sayılıyormuş!  Bir kadın, ünvanı  olan bir mesleğe (vali, öğretmen, müdür v.b.)  sahip olsa bile, yine erkek sıfatı olan ’’Bey’’ ile hitap edilirmiş.

Bir kadına dokunamayabilirsiniz, onunla karşılaştığınızda el sıkışamayabilirsiniz ama neden göz teması kurulması halinde bile selam vermiyorsunuz? Bunu hala anlayamıyorum. Doğru. Farklı bir kültüre ve dine sahip bir ülkede büyüdüm. Annem bana, görgülü ve eğitimli insanların başkalarına selam verdiğini söylerdi. "O kişiyi tanımıyor olsan bile yüzünde daima bir gülümseme olsun” derdi. Ancak Türkiye'de annemin tavsiyelerini her zaman uygulayamayacağımı anladım. Kime ”Merhaba" dediğime, hatta kime gülümsediğime dikkat etmem gerektiğinin artık farkındayım.

Türkiye'de hala bu tür olaylar yaşanırken, kime "Merhaba" deyip kime söylenmemesi gerektiğini seçerken, ister istemez Atatürk'ü, O’nun yüz yıl önce devrim niteliğinde reformları hayata geçirme cesaretini düşünüyorum. Türk toplumunda kadınlara oy hakkı vererek özgürleşmesi, erkeklerle eşit haklar tanınması, batılı kıyafet kurallarının getirilmesi, kadınlara kamusal alanda aktif ve görünür olma hakkı verilmesi bu reformlardan sadece birkaçıydı. Ama yüz yıl sonra Cumhuriyetin 100. yılında anlıyorum ki bu konuda daha yapılacak çok iş var. Atatürk vizyoner bir insandı. Bir toplumda değişimin/gelişimin kadından başladığını anlamıştı.

Çünkü çocukları eğitecek/büyütecek olan, "Merhaba" diyen ya da diyemeyen kadındır.

Dr. Violeta Stratan İlbasmış

Dr. Violeta Stratan İlbasmış Tüm yazıları için tıkayın