Türk milliyetçiliği, Avrupa’da milliyetçilik hareketleri doğmadan çok önce, bilhassa Balkan Harbi zamanında en büyük prensipleriyle belirmeye başlamıştı. Birinci Dünya Harbi’nden sonra Türk toprakları istilaya uğrayınca Türk milliyetçiliği büyük müdafaanın ruhunu yarattı. Zafer ve devrim işte bu temele dayanır.
Türk milliyetçiliğinin hedefi, Türkiye’de bireyselliği ve sınıfçılığı tasfiye ederek milli birliği sağlamaktır. Bireyselliği tasfiye ederken devlet menfaatini bozmayacak derecede şahsi mülkiyet ve hürriyete saygı beslediği gibi, Türkiye’de zaten keskinleşmemiş bir halde bulunan sert tezatlarını tasfiye ederken de bunlardan herhangi birinin ötekine tahakkümüne gidecek bir sınıfsızlığı da kabul etmez. Türk milliyetçiliği, bütün şahısları ve sınıfları aşarak milletin menfaatlerini başa almak davasındadır.
Türk devriminin mayası milli bünyemiz olduğu için, Altı Ok’un temsil ettiği vasıflar arasında milliyetçiliği diğer hepsinin temel taşı saymak gerekir.
Atatürk’ün milliyetçiliği; hudutsuz bir güven, hudutsuz bir izzetinefis ve milletine güvenmek ile başlar. Milliyetçilik duygu işidir ve içten doğar, içten gelir; onda ilmin, metodun hiçbir etkisi yoktur. Özverinin, feragatin, fedakârlığın kaynağıdır. Karakterde öz varlık tamamen millidir. Duygu, gönül ve yürek işidir. Burada ne metodun, ne bilginin, ne çalışmanın, ne de düşünmenin ölçüsü vardır. O, ruhi bir kuvvettir ki gönülleri tutuşturur, devlet menfaatleri karşısında kendisini hiç düşünmeden uğruna can verir. İşte bu, kültüreldir, manevidir ve ülküye sadakattir. Bunun da kökü yine maddi tarihin yaşatıcı gücüne bağlıdır. Milliyetçilik, ulusal olduğu kadar ulusun faydasına dokunan işlerde sıçrayarak hamleler yaptığı için yurttaşın uğrunda can verdiği bir ülkü işidir.
Atatürk’ün en önemli yönlerinden birisi, (ayrıştırmayan) Türk milliyetçiliğidir. Döneminde yeniliği bu prensip getirmiştir. Türk devrimi, bütün eserleriyle bu ilkeye dayanmaktadır. Döneminde bilmişlerdir ki; bundan en küçük bir yan çizme, geriliğe dönüş ve ölümdür.
Milliyetçilik yalnızca bir ideoloji ya da bir tür toplumsal hareket olarak görülmemelidir. Milliyetçilik, bir tür kültür ve kimliktir. Ulus devletlerin ve milliyetçiliğin ortaya çıkışı aynı zamana denk gelmektedir. Bu anlamda milliyetçiliğin ulus devletin ideolojisi olduğu söylenebilir.
Ebedi Türk devletinin son halkasını teşkil eden Türkiye Cumhuriyeti’nin niteliklerini belirleyen ve Atatürk ilkeleri adını verdiğimiz ilkelerden biri, belki de en önemlisi, milliyetçiliktir. Atatürk’ün milliyetçilik alanı, Misak-ı Milli ile sınırları tespit edilen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir. Atatürk, Türk milletinin önce kendisini tanımasını, sonra da dünyanın diğer milletlerini tanıyarak kendi benliğini değerlendirmesini istemiştir. Milli benliğini bilmeyen milletlerin başka milletlerin avı olacağını söylemiştir.
Türk milletini düşman esaretinden kurtaran ve dünyanın esaret altında yaşayan diğer milletlerine örnek olan Atatürk, ekonomik ve sosyal alanda da önemli adımlar atmıştır. Türk milletini önce esaretten kurtarmak, sonra milli ekonomiyi inşa etmek önceliği olmuştur. Atatürk milliyetçiliği dolayısıyla CHP milliyetçiliğinin bir yanı iktisadi milliyetçiliğe, diğer yanı ise refah milliyetçiliğine dayanır. Onun için milli bağımsızlığı inşa ettikten sonra ülkemizin yer altı ve yer üstü kaynaklarını milletine bölüştürmüştür.
Refah milliyetçiliği, toplumun ürettiği sosyal, ekonomik ve kültürel değerlerin tamamının belirli bir zaman diliminde halka paylaştırılmasıdır. Refah milliyetçiliği anlayışı, milli çıkarların önde tutulması gerektiğini, bunun için de fedakârlıktan kaçınmamak gerektiğini ifade eder.
İktisadi milliyetçilik; bir milletin ekonomik bağımsızlığını, kendi ekonomik kaynaklarını kontrol etme yeteneğini ve milli çıkarlarımızı ön planda tutarak ekonomik gelişmeyi teşvik etme anlayışıdır. Bu görüş, sadece ekonomik kalkınmayı değil, aynı zamanda bir milletin sosyal, kültürel ve siyasi gücünü artırmayı amaçlar. İktisadi milliyetçiliğin önemi; milli egemenlik, dışa bağımlılıktan kurtulma, yerli ve milli üretimi artırma ve toplumsal refah gibi birçok alanda kendini gösterir.
Milliyetçilik ya da ulusçuluk; milli karakterimizden ve benliğimizden bir şey vermeyerek bizi, bize benzer yolda başka uluslarla yan yana ve bir uyum içinde yürütmektir. Birlikte ve savaşta direnen millet, kendini beğenmiş ve saldırgan düşmanı, gurur ve saldırısında pişman eder. Türk ulusu, kendisi için, geleceği ve kurtuluşu için çalışan kimseleri ve kurulları zorluk karşısında bırakmayacak kadar yüksek vatanseverlik ve yüksek bir onur duygusuyla doludur. Onun için milli varlığımıza düşman olanlarla asla dost olmayacağız.
İlham ve kuvvet kaynağımız milletin kendisidir. Asırların yarattığı milli ruha ve kuvvetli ve daimi bir milli iradeye hiçbir kuvvet karşı koyamaz.
Atatürk, bağımsız olmayı bir milletin temel prensibi kabul etmiş ve halkı örgütlemek için millet olma bilinci üzerinde durmuştur. Savaşın her aşamasında attığı ve atacağı her adımda milli bir siyaset izleyerek savaşa yön vermiştir. Mücadelenin adı millidir, sınırlar milli yeminle belirlenmiştir. Kurulan Meclis millidir, propaganda yapılacak basına verilen isim millidir. Türk milletinin tarihi, dili, ekonomisi, sosyal ve kültürel alanda yaşanacak her durum milli bilinçle uygulanmıştır ve her ne kadar tarihsel olarak konjokturel yorumlama biçimi değişiklik gösterse de, bundan sonra da farklı olmayacaktır. Mühim olan zamansal ‘’millilik’’ yorumunun idraki ve onu yaşatmaktır.
Prof. Dr. Duran BÜLBÜL
Çok Okunanlar
Keçiören’de yol çöktü, araçlar hasar gördü
Haaland’dan Lvbel C5 paylaşımı
Kozinoğlu’nun katili bulunmuş gibi bir hava ile karşılaşıyorum
Adalar Belediyesi AKP'ye geçti
Mansur Yavaş’ın ardından Ankara'da peş peşe istifalar
Özgür Özel’den Yavaş’ın istifasına ilk yorum
Azerbaycan uyruklu suç örgütü üyesi Marmaris’te yakalandı
Juan, Göztepe’de 87 dakikada bir gol atıyor
Erdoğan’ın BM konuşmasında dikkat çeken anlar
Yavaş’ın istifasına Yeni Parti’den ilk yorum