Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
55,8288
Dolar
Arrow
48,8324
İngiliz Sterlini
Arrow
65,0196
Altın
Arrow
6848,3318
BIST
Arrow
13.152

Dünya patronları halka meydan okuyor

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Sistem kavramı bütünselliği ifade eder. Biraz eski bir ifade kullanarak söyleyebiliriz ki, “sistem, efradını cami, ağyarını mani bütünselliktir”. Genç dostlar için bu ifadeyi açmam gerekirse; bütünsel bir yapı olan sistem,tüm fertlerini, yani ilgili olanları toplar, tüm yabancıları da engeller. Bu ifadenin anlamı şudur ki, her sistemin kendi işleyiş ve değişim mekanizmaları vardır; istendiği zamanda, istendiği şekilde sisteme müdahale edilemez.

 

            Neden şimdi bu açıklamayı yaptım? Sebep şudur ki, Trump’ın işbaşına gelmesi ve, özel sebepten dolayı Elon Musk hariç, tüm dünya yöneticileri konumundaki dijital patronlarını etrafında toplaması, Avrupave Çin’e olduğu kadar, tüm dünyaya da çok korkunçbir mesaj niteliğinde idi. Mesaj iki açıdan korkunçtu. Birincisi hem fiziksel, hem de fikirsel yönetimimiz arık elimizde alınıyor, kendi keyfine, daha doğrusu kesesine göre davranan üç dört zıpır insana tevdi ediliyordu. Zaten cep telefonlarındaki oyunlar büyüyememiş insanların beynini iyice köreltirken, az çok bir aşama kaydetmiş insanların beyinlerinin de sistemin patronlarının yönünde ve biçiminde düşünmesini sağlamaktadır. Böylece düşündüğünü sanalar, toplum düşmanlarının istediği rayda tutulmuş olmaktadır.

 

            Son gelişmelerin ikinci korkunç sonucu da yapay zeka (YZ) olgusu ile ilgilidir. Biz gelişmekte olan toplum insanları tüm cari açık sorunumuzun çözümünü organ nakli hayaline bağlamışken, kullanmaya kıyamadığımız organımızın yapayını yapıp, kıs kıs gülerek, zaten kullanılmayan cevherimizi kendi düşünceleriyle ikame etmekteler. Böylece, siyaset alanında ve tüm diğer alanlarda bir türlü hakkıyla gerçekleştiremediğimiz akılcı düşünce sistemimizi, dünya patronlarının uzun kollarıyla bize sunduğu yapılara teslim ediyoruz. İşin ilginci, neredeyse “evreka!” çığlığı ile dışarı fırlarcasına harika düşünceler gerçekleştirdiğimize kendimizi inandırdığımız gibi, bu hokkabazlığı da karşımızdakine kendi becerimiz olarak satabiliyoruz. Belki de şimdi dünya patronları düşünüyorlardır ki, bu süreçte hiçbir sahtekarlık söz konusu değildir, zira biz kendi irademiz olduğunu sandığımız kuş misali aklımızla yapay zekaya girip, sorumuzu sorup, huzurla verdiği yanıta iman ediyoruz. Bu muazzam sistemi bulan dünya patronları ne yapsın; insanlar, kendilerine sunulanı akıl ve mantık süzgecinden geçirmeden, tam bir beyin tembelliği içinde kendisine sunulanla iman ederse, suç aklını kullanarak dünyaya hükmetmeye çalışanda değil, aklını kullanmadan mitleştirdiği yapay zekaya tapan akılsızdadır.

           

            İşin biraz da olsa iyi tarafı şudur ki, herkes, yapay zeka ve dijital gelişmeleri her türlü denetimden uzak nimet olarak algılamıyor ve bu duruma karşı çıkanlar olabiliyor. Ancak, işin başka açıdan ilginç yanı da şudur ki, son gelişmelerin daha akılcı ve denetlenerek kullanılması gerektiği gerekçesiyle denetimsiz gelişmeye karşı çıkanlara bu kez de dünya patronluğuna heveslenenlerin gizli şövalyeleri örtülü şekilde çirkin saldırılarla karşı çıkıyor. Böyle bir olay geçmiş günlerde Harvard Üniversitesi profesörlerinden Daron Acemoğlu etrafında gerçekleşti.

 

            Profesör Daron Acemoğlu’nu, 2024 yılında, Simon Johnson ve James Robinson ile beraber, kurumların ulusların refahını nasıl etkilediği konusundaki çalışmaları ile Nobel’e hak kazanmış, Türkiye doğumlu Harvard Üniversitesi iktisat profesörü olarak biliyoruz.  Acemoğlu son kitabı ve yazdığı bazı yazılarıyla son dönemde kimi akademisyen dostlarının ve The Economist dergisinin biraz şiddetli hücumuna uğradı. Peki, Acemoğlu ne söyledi de, böylesi şiddetli hücuma maruz kaldı? Acemoğlu yapay zekaya karşı çıkmadı, fakat yapay zeka çılgınlığının denetlenmediği koşulda insanlık açısından çok tehlikeli gelişmelere gebe olabileceğini vurguladı. Öyle ya, durum denetlenemezse, tüm davranışlarımız ve kararlarımız yapay zekanın emri ve direktifi altına girmiş olacaktır. Bu durumda, ne demokrasiden söz edilebilir, ne de insan haklarından. Tedricen tüm insanlar birer kurşun askere dönüştürülerek, bir sanal başkanın veya gerilla yönetim kadrosunun iradesi doğrultusunda yönlendirilebilecektir.

            Genel eleştiriler açısından meseleye bakacak okursak, akademi camiasının Acemoğlu’na yönelttiği genel eleştiri başlıca iki noktada toplanabilir. Kendisinin bulunduğu kurum ve mevki itibariyle son kantitatif tekniklere vakıf olduğu hakkında bir kuşku bulunmamakla beraber, eserlerinde yaygın olarak tarih ve edebiyat alanındaki eserlere atıf yaparak, konunun fazla derinliğine inmeden örneklerle geçiştirdiği dillendirilmektedir. İleri sürdüğü tezler hakkında geliştirilen eleştiriler ise, daha ciddi boyuttadır. Şöyle ki, özellikle Nobel ödülüne layık görülen, kurumlar ve ekonomik kalkınma arasındaki ilişki meselesinde, sonucu varsayım olarak kullandığı görüşü ileri sürülmüştür. Başka bir deyişle, geliştirilmiş kurumların mı ekonomik gelişme yolunu açacağı, yoksa gelişmişliğin mi kurumsallaşma yolunu açacağının tartışmalı olduğu görüşü ileri sürülmüştür.

            Acemoğlu’nun tezleri ve ona yöneltilen itirazları toplumca ele alarak konuyu bitirirsem; birincisi, sistemin hakim kurumlarında hocalık görevini yapan Acemoğlu böylesi gevşek eleştiriden başka bir şey yapamaz. Zira Acemoğlu da bilir ki, şu anda kadrosunda bulunduğu Harvard Üniversitesi, bir zamanlar kadrosundaki Paul Sweezy ’yi komünistlikle suçlayarak kadro dışı etmişti.  İkincisi ise, yine standart Amerikan, ya da Batı yanlı ideolojilerle örülmüş düşünürlerin tipik hatası olarak, ekonominin işleyişi ve toplumsal gelir dağılımını dikkate almadan, salt burjuva demokrasisinin savunuculuğunda, özgürlük ya da adalet gibi kavramları dillendirerek, yaşanan aksaklıkların sorumluluğunu sisteme değil, siyasetçilere ya da yanlış uygulamalara bağlamaktır. Oysa bu sav doğru değildir. Toplumsal gelir dağılımı uygun olmadığı durumda ne adaletten, ne de özgürlükten söz edilebilir! Oysa, sistemin özünü ve işleyişini iyi kavrayarak, bütünsellik içinde toplumsal gidişatı görmek gerekir.