DOLAR
Arrow
28,9919 %0,23
EURO
Arrow
31,2252 %0,16
STERLİN
Arrow
36,3918 %0,22
GR. ALTIN
Arrow
1.864,65 %1,17
Ç. ALTIN
Arrow
3.172,80 %0,55
Müyesser Yıldız

Müyesser Yıldız

Biraz da teröristbaşının durumunu konuşalım

Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın Hatay Milletvekili Can Atalay hakkında verdiği, devlet krizine dönüşen kararlarının hukuki niteliği tartışılmaya devam ediliyor.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin son kararındaki bir bölüm oldukça dikkat çekici.

AYM'nin, “Bu maddenin kapsamı kanunla belirlenmeli” dediği, 3. Ceza Dairesi'nin ise Atalay'ın mahkumiyetine esas aldığı Anayasa'nın 14. maddesinden söz ediyoruz.

3. Ceza Dairesi'nin kararında; 14. maddenin Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlığı ve demokrasisi, yani varlığı için olmazsa olmaz unsurları” belirlediği, dolayısıyla “Devlet varlığına kasteden bir suçu işleyen kimsenin dokunulmazlığından” söz edilemeyeceği vurgulanarak şöyle bir örnek verildi:

“Aksi halde, Türkiye Cumhuriyeti'nin devleti ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne kasteden, pek çok kanlı terör eylemi ile irtibatlandırılan ve haklarında terör suçlarından soruşturma veya kovuşturma bulunup henüz yakalanamayan ve kırmızı bültenle aranan Fethullah Gülen, Şerif Ali Tekalan, Recep Uzunallı, Adil Öksüz, Ekrem Dumanlı, Cemil Bayık, Murat Karayılan, Duran Kalkan, Sabri Ok, Ali Ekber Doğan ve bunlar gibi şüpheli ya da sanıkların milletvekili seçilmelerinin, yemin ederek göreve başlamalarının ve TBMM'ye girmelerinin önü açılır ki, bu durumun hukuken isabetli olduğunu savunmanın izahı kabil olduğunu söylemek mümkün değildir.”

Bu müthiş öngörüyle ilişkin ilk sözü bir hukukçuya bırakalım. İstanbul'un ortasında kıtır kıtır kesilen gazeteci Cemal Kaşıkçı dosyasının Suudi Arabistan'a devrine kapı gibi bir muhalefet şerhiyle karşı çıkan, bunun üzerine Kahramanmaraş'a gönderilip emekliye ayrılmak zorunda bırakılan eski 12. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Nimet Demir dün Karar Gazetesi'nde şunları yazdı:

“Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 14. Madde muhtevasını, henüz gerçekleşmemiş 'çok kanlı eylemlere katılıp haklarında kırmızı bülten bulunan kişilerin milletvekili seçilmesinin önü açılabilir' ihtimalini baz alarak suç tipleriyle doldurduğu görülmektedir. Bu tarz bir yaklaşım hukuk bilimiyle bağdaşmaz. Zira hukukun özü ihtimal veya vehim değil tecrübedir. Şimdiye kadar Dairenin gerekçesinde söylediği gibi çok kanlı terör olaylarına katıldığı için hakkında kırmızı bülten çıkarılıp da milletvekili seçilmiş herhangi bir kimse yoktur... Dairenin ortaya koyduğu bu gerekçe, hukukun özünü oluşturan ve şimdiye kadar ülkemizde biriken tecrübeyle örtüşmemektedir... Önümüzde yorum yoluyla genişletme imkânının olmadığı/olamayacağı bir ceza davası bulunmaktadır. Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Anayasanın 14. maddesinin sahip olmadığı belirlilik ve hukuki öngörülebilirlik durumunu yorum yoluyla, hem de sanık aleyhine genişletilerek, binlerce yıllık yasallık ve öngörülebilirlik prensibine, yani suçta ve cezada kanunilik ilkesine açıkça aykırı davranmıştır.”

GÜLEN'İN GELME İHTİMALİ Mİ VAR?

Şimdi de biz konuşup soralım:

Fetulllah Gülen tüm 15 Temmuz davalarında 1 numaralı sanık ilân edilip hakkında yakalama kararı çıkarılmadı ve defalarca ABD'den istenmedi mi?

Aynı durum diğerleri için de geçerli değil mi?

Savunmaları alınmadığı için dosyaları ayrılmış bile olsa, görülen ve sonuçlanan davalarda suçları bir bir tespit edilmedi mi?

Ki, Türkiye'ye gelme, üstüne milletvekili olma ihtimalleri mi var?!

Koca Türkiye Cumhuriyeti Devleti, koca Türk yargısı buna izin verecek, öyle mi? Ya da Türk Milleti?

Öyleyse öldüğümüzün bittiğimizin, bir başka ifadeyle Türkiye'nin “FETÖ/PKK” eline geçtiğinin resmidir!..

HABUR MAHKEMELERİ KURULURKEN NEREDEYDİNİZ?

Biraz da “ihtimal veya vehimlerden” değil, yaşanmış gerçeklerden söz edelim.

“Açılım-saçılım” dönemini hatırlayın; Oslo'da MİT'le pazarlığa oturan PKK'nın Avrupa'daki elebaşları Zübeyir Aydar ve Remzi Kartal'ın Haziran 2015 seçimlerinde HDP'den milletvekili yapılmak istendiğini ve devletin buna “yeşil ışık” yaktığını unuttuk mu?

İşte o seçim öncesinde İmralı'da konuşulanlardan küçük bir bölüm:

Pervin Buldan: “Başkanım… Selahattin Beyin [Demirtaş] Remzi Kartal ve Zübeyir Aydar’la ilgili bir mesajı var. ‘Arkadaşların seçim öncesi Türkiye’ye dönmesi sürece katkı sunabilir.’ diyor. Ayrıca adaylıkları seçimde bize güç katar. Sizin bu konudaki düşüncelerinizi öğrenmek istiyor.”

Kamu Güvenliği Müsteşarı: “Bu konuda herhangi bir sıkıntı yok. Biz araştırdık. İstedikleri zaman gelebilirler.”

Teröristbaşı: “Hayır, 1 ay sabretsinler. Ben gerekli çağrıyı gerektiği zaman yapacağım.”

Yine İmralı'dan bir başka diyalog:

Kamu Güvenliği Müsteşarı: “Avrupa’dan gelecekler ne oldu? Onlar aday olacaklar mı?”

Pervin Buldan: “Onların böyle bir talebi yok. Fakat daha önceki görüşmelerde konuşulmuştu. Başkan da, ‘Ben onları çağıracağım.’ demişti. Şimdi arkadaşlar Başkanın mesajını bekliyorlar.”

Teröristbaşı: “Tabii bu müzakere başladığı zaman onların da burada olmasında fayda olabilir. Fakat bir sıkıntı olmaması lâzım geldikleri zaman. Siz de uygun görüyorsanız Remzi ve Zübeyir bana göre uygundur.”

Kamu Güvenliği Müsteşarı: “Bizden yana sıkıntı yok.”

Tabi bu plan, Erdoğan'ın önce “çözüm masasını” devirmesi ardından da “buzdolabına koymasıyla” yattı.

Ya PKK'lılar için Habur'da çadır mahkemeleri kurulması?! Hakimler ve savcılar PKK'lıların ayağına gönderilirken Anayasa'nın 14. maddesini hatırlayan, hatırlatan oldu mu?

3 AY SONRA NE OLACAK?

Can Atalay dosyası üzerinden yaşanan krizin akılla, mantıkla, hukukla izahı kalmadı. Öyle ki, işin ucu “yeni anayasaya” çıkarıldı.

Biliyoruz ki, yeni anayasayı en çok isteyenlerden başında, halen İmralı'daki teröristbaşının yönettiği terör örgütü PKK ve siyasi uzantıları geliyor. Emelleri de Anayasa'nın ilk 4 maddesinin değişmesi, Türk Milleti'nin yanında “Kürt kimliğinin” tanınıp ana dilde eğitime geçilmesi.

Bu arada teröristbaşıyla ilgili hiç konuşulmayan, adeta yok sayılan bir karara dikkat çekmek istiyoruz.

AİHM'in Mart 2014'te oybirliğiyle aldığı hak ihlâli kararına göre; 25 yıl bittikten sonra “umut hakkı ve koşullu salıverme hakkı” kapsamında Türkiye'nin, teröristbaşının durumunu gözden geçirmesi gerekiyor.

Teröristbaşının cezaevinde 25 yılı ne zaman mı bitiyor?

Eski Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ömer Faruk Eminağaoğlu'nun hesaplamalarına göre, en geç 15 Şubat 2024'te.

Yani mahalli seçimlerden önce.

Evet, iktidar bir süredir AİHM kararlarını dikkate almıyor. Avrupa Konseyi'ne, teröristbaşının “umut hakkından muaf tutulduğunu” da bildirdi. Ancak önümüzdeki üç ayda, kim bilir, köprülerin altından hangi sular akacak!..

Evet, “Teröristbaşı çıkamaz, cezasını çekecek.” deniyor; ama acaba yargımız her ihtimale karşı tedbirini alıyor mu? Örneğin, İmralı'dan Suriye'deki YPG/PYD'li teröristleri de yönettiği ortaya çıktığına göre, bu suçlardan yargılanıp cezalandırılması için hazırlık yapılıyor mu?

100. yıl affı beklentisi... Erdoğan'ın seçimlerde özellikle İstanbul'u alma kararlılığı... HEDEP milletvekillerinin teröristbaşıyla görüşmek için Adalet Bakanlığı'na başvurması... AKP ile PKK'nın yeni siyasi uzantısı HEDEP arasında “arka kapı diplomasisinin başladığı” iddiaları...

Niyeyse içimden bir ses; “Yaşanan krizin galiba teröristbaşıyla da bir ilgisi var.” diyor!..

Müyesser Yıldız

Müyesser Yıldız Tüm yazıları için tıkayın