Bütün hesapların ve kararların gölgesi, bölgedeki en önemli, “kilit ülke” demek daha doğru, Türkiye’nin üzerine düşecek; bu, kesin. Tamam, İran’ı da bu kadere ekleyebiliriz.
Şaşırtıcı tartışmalara sahne olan son Davos toplantısından el alarak bakalım. Ancak, öncesi de var.
Belki Almanya Başkanı Friedrich Merz’in geçen yıl “Avrupa’nın en güçlü konvansiyonel ordusunu kuracaklarını” ilan etmesi ve aynı kimlikle ocak ayında Almanya’nın doğusundaki Halle kentinde iş insanları karşısında yaptığı konuşmada araya sıkıştırdığı bir saptama, ne demek istediğimizi açık eder: “Rusya bir Avrupa ülkesidir. (“Russland ist ein europäisches Land.”)
Bu ifade, özellikle finans endüstrisi yayınlarında “büyük dönüşüm” olarak işlendi: Berlin, Ukrayna meselesinde de tutum mu değiştiriyordu? Fakat Türkiye’deki A Haber’i hiç aratmayan, hatta “taraflılıkta” onu bile geride bırakan Alman “demokrat ana akım medyası”, bu tutumu biraz yumuşatarak işlemeyi seçti.
Bu, bir uzun değerlendirmenin sonlarına “geçerken sıkıştırılan” cümle, dışarıya yansıtılmasa da, muhtemelen yönetenler içinde büyük yankılara neden olmuştu. Siyaset sınıfı kadar iş dünyasında da ciddi sürtüşmelerin bir sonucuydu muhtemelen. Donald Trump’ın, ABD’nin Avrupa’daki vasallarının dizginlerini kısma ve hatta onları açıkça itip kakma politikalarına bir yanıt olduğu da ileri sürülebilir.
Bir şeyler, bazı dengeler değişiyor kuşkusuz.
Fakat biz başka bir şeyi daha hatırlıyoruz: Merz’in önceki aylarda, Ukrayna’daki savaşa yönelik tutumundaki korkutucu (“yangına körükle giden”) tutum ve açıklamalarıyla bir arada düşünüldüğünde ortaya tuhaf bir tablo çıkıyor. Ukrayna’ya, savaşabilmesi için gerekirse Avrupa bankalarında Rusya devletine ait dondurulmuş hesaplarda yatan milyarların aktarılmasında ısrarlı Friedrich Merz, Almanya’da “Avrupa’nın en güçlü konvansiyonel ordusunu kurmakta” kararlı olduklarının altını çizdikten sonra, şimdi, Rusya’nın bir Avrupa ülkesi olduğunu hatırlatıyordu.
Bunlar sadece Avrupa’da kalacak ifadeler değil.
Yeni iklimde eski dostlar, yeni hasımlar
Davos’ta Kanada Başbakanı Mark Carney’in tepkisi bu iklimde düşünülmeli. Carney, dünya liberal elitlerinin bir parçası ve sağcılığı konusunda bir kuşku yok. Ama dünyanın eski dünya olmadığı, her şeyin gözden geçirilmesi gerektiği türünden vurguları, yeni ittifak arayışları, ABD karşısında konuşlanır gibi yapması, sadece Batı yarımküresindeki Amerikan baskısını ilgilendirmiyor. Bizim oraları da ilgilendiriyor. Bu cepheleşmeler sonuçta özellikle bizim coğrafyamızda yaşanacak, muhtemelen çok daha sert çizgilerle hem de.
Avrasya ve Ortadoğu’daki kilit ülke eğer Türkiye ise, o kilidi imha etmek zorundalar. Buna ABD veya AB çıkarlarını korumak için ihtiyaçları var. Buraya tekrar döneceğiz.
Davos ve Carney dedik. Sosyalizmden arta kalmış dünyanın, Rus milliyetçisi Alexander Dugin’in son bir makalesinde yazdığı gibi, herkesin herkesle savaştığı/savaşacağı bir zamana girerken, eski müttefikler arasında da büyük çatışmalar kimseyi şaşırtmamalı. Mark Carney, Çin’e açılım yolları aradıklarını gizlemiyor mesela. AB, Hindistan’la özel bir anlaşma imzalıyor. Berlin, Katar’da Amerikan gazına bağımlılıktan kurtulmak için toplantılar yapıyor. Merz’in parti yoldaşı bir vekil, David Preisendanz, Almanya’nın sadece siyasi ve ekonomik değil, askeri açıdan da “Avrupa’nın merkezi lider gücü” olarak yerleşikleşmesi gerektiğini yazıyor. Çok şey oluyor.
Bunları kolayca anlamlandıramıyoruz. Çünkü sahne artık çok dağınık. İzler ve çıkarlar, dolayısıyla ittifaklar ve düşmanlıklar birbirine karıştı. Yönetenler, birbirlerinin ayağına basarak siyaset yapmak zorunda. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki düzen tarihe karışalı çok oluyor. Büyük duvarlar galiba asıl şimdi yıkılıyor.
Ucu açık sorular: Belirsizlik büyüyor
Bütün bu sürtüşmelerin, ayrılan yolların ve yeni arayışların Türkiye üzerine gölgesi mutlaka düşecektir.
Buraya geliriz. Ama önemli olan, Almanya’nın bütçe kalemlerini fena halde sarsacağı kesin silahlanma hesapları. Ulusal gelirinin, daha doğrusu GSYİH’nın yüzde 5’ini “savunma” diye makyajlanan silahlanmaya veya militarizasyona ayırmakta kararlı bir hegemondan söz ediyoruz.
Şu sıralarda Türkiye elitlerinin pek övündüğü drone veya İHA/SİHA üretiminde de atağa geçen bir Almanya var sahnede. Yani SİHA vs. satarak kalkınacağını sanmasın Türkiye gericiliği. Yedirmezler...
Ancak yine baştaki soruya dönelim: Avrupa’nın bu en güçlü konvansiyonel ordusu, kurulduğunda, ki adım adım sadece ekonomiyi değil, toplumu da militarize ediyorlar, acaba Rusya’yı da içerecek mi? Yoksa, hep ifade edildiği gibi, Rus tehlikesine karşı ve onu geride bırakacak bir şiddet mi kurgulanıyor? Sıcak çatışmaya dönüşecek bir zıtlaşma mı var kapıda? Yapabilirler mi?
Bu soruların ucu şimdilik açıktır.
Ancak Avrupa’nın ve onun lider ülkesi Almanya’daki siyasal-ekonomik arayışlar bitmeyecek. Bütün sabitler değişiyor, değişkenler ortadan kalkıyor. Denklemleri tanımak neredeyse imkansızlaşıyor.
İkinci Dünya Savaşı’nın tüm sonuçları iptal edilmiş bulunuyor. 1913-14’leri andıran cepheleşmeler var. Gölge demiştik. Acı soru şu: Osmanlı’nın yerini 110 yıl sonra Türkiye ve İran mı alacak?
Bunlara bakacağız.
Sosyalizmden arınmış bir dünyada, tsunamilerin üzerinde “sörf” yaparcasına siyaset üretebilecek bir “aşkın sol” sahneye ağırlığını koymak zorunda.
Yoksa bu yeni kurtlar sofrasında, sadece ülkelerimizi değil, insanlığımızı da paramparça bulabiliriz.
“Zombi monarşileri” kapıda.
Çok Okunanlar
Taner Çağlı etkin pişmanlıktan yararlanıp tahliye olmuş!
Kandilli Rasathanesi'nden 'veri' açıklaması geldi
Özgür Özel'in 'duygu kontrolü' sorunu
Cezaevinden 16 puan fark attı
İmamoğlu'nun korumasına tuhaf soru! 'Neden yakınsın?'
Mesut Özarslan, CHP'den istifa nedenini açıkladı
Avrupa’dan Türkiye üzerine düşecek gölge
Oktay Saral'ın Özgür Özel'e yaptığı 'ahlak' eleştirisine, Gülben Ergen'den yanıt
WhatsApp'taki bu ayarı hemen kapatın!
Orkun Özeller'in katılacağı Boğaziçi Üniversitesi'ndeki etkinlik iptal edildi