Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,6026
Dolar
Arrow
44,1913
İngiliz Sterlini
Arrow
58,6094
Altın
Arrow
7270,4830
BIST
Arrow
10.729

Bıçak sırtımızda

Bir öğretmen öldürüldü! Görevi başında, öğrencilerinin arasında…

Bir öğretmen öldürülemez, bir doktor da. 

Bir insan öldürmek nasıl bu kadar kolay olabilir, karıncayı bile incitemezdik biz oysa…

Tüylerimiz ürperiyor, o bıçak sırtımıza batıyor. Yaşam için orada olanın, “kutsal” ın en başında saydığımız bir mesleğin üstü ölümle çiziliyor... 

Bir öğretmen ölüyor, bir kadın... Bir insan ölüyor, bir canlı ölüyor... 

Ölmüyor ölmüyor! 

Bir öğretmen ÖLDÜRÜLÜYOR! 

Annemden, babamdan başlayıp, büyük dedelerime kadar her nesil bu mesleğe gönül ve emek veren öğretmen bir ailede yetiştim. Öğretmenlik kutsal mesleklerin başında sayıldı, öyle bildik, öyle öğretildik. Tıpkı doktorluk gibi. 

Biri insanın canı için, diğeri aklı, ruhu için. İkisi de yaşaması için insanın...Bu iki kutsal meslek bugün tehlikeli meslekler grubuna alınacak kadar hayati tehlike içeriyor.

Bugün bir öğretmenin 17 yaşındaki öğrencisi tarafından öldürüldüğünü ve bunun okulda, sınıfta, derste, öğrencilerin gözlerinin önünde nasıl yapıldığını konuşuyoruz.

Küpelerimizi kontrol ederlerdi biz okul kapısından içeri girerken, bir yere takılır da zarar görürüz belki diye...

Küpeyle girilemeyen okula, bıçak nasıl girer? 

Bıçak-Okul, Okul-Bıçak

Bu iki kelime asla yan yana gelmemeli…

Hatta böyle bir ihtimal dahi gelmemeli aklımıza.

Keşke bu ihtimali düşünemeyecek kadar uzak olsak böyle bir gerçeğe.

Her yeni haberle bu ihtimali yeniden düşüyoruz. Görev başında öğrencisi, hastası ya da yakını tarafından öldürülen pek çoklarını gördükten sonra; küpelerimizin büyüklüğüne baktıkları gibi üstüne, başına, çantasına, ayakkabısının altına… 

Her bir ihtimal alanına bir daha bakmak lazım diyoruz. 

Korkarak bu kadar korkmaktan… Her şeyden korkuyor, her şeyden şüpheleniyoruz.

Hiç istemesek o düşünceye kapılmaktan ve korksak da bir öğrenciyi ya da masum bir insanı suçlanmaktan; biz bazen insandan da, gelecekten de şüphe duyuyoruz.

Aklımızı kaybediyoruz sanki, aklını kaybedenleri görüp…

Şüpheler, korkular, ihtimaller dedik ya; katilin “babası tarafından iki gün önce Bakırköy Mazhar Osman Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nden çıkarıldığı” bilgisini okuyunca aklım gözlerimi kocaman açtırdı, okuduğum cümle kulaklarımı çınlatacak kadar yüksek bir sesle yankılandı, aklım yerinden oynadı.

İddia doğruysa ve dün okulun öğrencisi olan şahsın akıl ve ruh sağlığına dair en ufak bir şüphe vardıysa, Fatma Nur Öğretmen neden öldü? 

Bugün “katil” olarak anılan “öğrenci” neden özel bir kontrolden geçirilmedi, neden önlem alınmadı?

Kendimi alamadım katilin planlı senaryosu ve ihtimaller üzerine düşünmekten;acaba elindeki bıçak değil, okulu ateşe verebileceği bir el bombası da olabilir miydi?

İddia doğruysa, dün okulun öğrencisi bugün Fatma Nur Öğretmen’in katili okula herhangi bir öğrenci gibi mi girdi? 

Dün hastane, bugün okul, yarın sokak…

Türkiye dışında bildiğim hiçbir ülkede AVM’lere güvenlik kontrolünden geçilerek girildiğini görmedim. En yeni hastanelerimizde ve okullarda ise böyle bir güvenlik sisteminin kullanıldığına ben hiç rastlamadım.

Oysa çeşitli nedenlerle affedilen suçlular ve katiller sokaklarda geziyor, hastanelerde tedavi ve gözetim altında bulunması gerekenler belli ki, iyileşmeden aramıza geri dönüyor.

Birlikte yaşıyoruz, kaygıyı, şüpheyi ve korkuyu... Tescilli akıl tutulmaları yanında hemen herkesin ruhunda dünyanın karanlığı dolaşıyor.

Fatma Nur Öğretmen 17 yaşındaki öğrencisi tarafından katledilince, o bıçak sırtımıza değdi, akıldan suça doğru bir çizgi çekti.

Ne 17 yıl içinde büyüdüğü ailesi, ne okuduğu okul, ne de “Mazhar Osman” dünün öğrencisinin bugünün katili olmasını engelleyemedi.

Tam teçhizatlı bir okul, bilgi ve teknoloji çağında belli ki insan ruhunu es geçti.Ya ruhun hastalığını sezemedi ya da önemsemedi.

Bugün yeniden gördük ki, yüksek teknolojiyi ve geleceği hedefleyen bir eğitim sistemi bir insanı “insan” kılmaya yetmedi. Ve bir başka insanı, bir öğretmeni de alıp gitti…

Aklımızı ruhunuzu korumak, tedavi etmekten daha kolaysa; artık okullarda matematiğin, dilin teknik doğası yanında insan ile bütünleşen ruhunu, felsefesini, her bir disiplinin “insan” yanını da öğretmenin zamanı gelmedi mi?

Bugün savaşın, vahşetin, aklına esince silaha sarılan insanın yaşadığı dünyanın ortasında ilk dersimiz hep: “karıncayı bile incitmekten kaçınmak” olsun.

Bilgi, teknoloji, yapay zeka, ne varsa geriye kalan, onun üstüne konulsun…