Yuvarlak masa toplantılarında neyin pazarlığı yapıldı? (1961)

HALKOYLAMASINDA VERİLEN HAYIR OYLARININ ANLAMI
9 Temmuz 1961 tarihinde yapılan halk oylaması şunu göstermişti: Türk halkının neredeyse %40’ı anayasaya hayır demişti. Anayasa Kurucu Meclis tarafından hazırlanmış ve halkoyuna sunulmuştu. Türk halkının önemli bir kesiminin hayır oyu verdiği bu metin Türk siyasi tarihinin en liberal- demokratik siyasal kurumlarını getiriyordu.
Anayasada, kuvvetler ayrılığı, temel hak ve hürriyetlerin güvence altına alınması, örgütlenme hürriyeti, yasama sürecinin dengeli bir şekilde yürütülmesini sağlayacak olan Cumhuriyet Senatosu’nun kuruluşu, anayasa yargısı, cumhurbaşkanının tarafsızlığı gibi kavram ve kurumlar vardı.
İnsan ilk bakışta şöyledüşünebilir. Demek ki Türk halkı bunları istemiyor. Bunlara ihtiyaç duymuyordu.
KİMLERE HANGİ NEDENLERLE RET OYU VERMİŞTİM ?
Bendeniz 1982’den başlayarak bütün halkoylamalarına katıldım. Oy verdim. 1987 hariç diğer referandumlarda oyum “ret” yönünde oldu. 1987’de ise siyasi yasakların kaldırılması lehinde oy kullandım.
Türkiye’de içeriği ne olursa olsun oylama siyasi iktidar hakkında bir güvenoylamasıdır. Örneğin ben verdiğim oylarla 1982’de , MGK cuntasını ve onun anayasasını, 1988’de Turgut Özal’ı 2007 ve 2010’da AKP’yi reddetmiş; bu iktidarlara güvensizlik oyu vermiş oldum. Benimle aynı fırkaya mensup arkadaşlarım “mührü hayıra vurmanın” keyfini bilirler. Bu çok anlamlı bir andır. Hayır oyu iktidardakine “ne kadar güçlü olursan ol. Senin düzenine karşıyım” mesajı vermektir.
Bir şey daha eklemek isterim. Halkoylamalarında seçmenlerin pek azı oylanacak metin ile ilgilidir. Aydınların, siyasi bilinci yüksek kesimlerin bile metin tahlili yapmadıklarından eminim.
1961 Temmuzunda da öyle olmuştu. 27 Mayıs İhtilali ve Milli Birlik Komitesi yönetimi oylanmıştı. Oylamanın sonucu, Türk halkının %38’i Demokrat Parti’nin devrilişini meşru bulmuyor anlamına geliyordu.
Kabul yönünde oy veren kesimde “kerhen evet”ler de vardı. Bu oylamada en samimi evetçiler herhalde DP’nin 10 yıllık iktidarı boyunca mağdur edilen CHP’liler olmuşlardır. Türkiye’nin bu ilk halkoylamasında laik cumhuriyetçi – elit olumlu oy veren kesimi oluşturmuştur. Kerhen evetçiler ise Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi ve Yeni Türkiye Partisi seçmenleri idi. Adalet Partisi tabanının ise büyük bir ekseriyetle olumsuz oy verdiğinden eminim.
DANIŞMA MECLİSİ İLE TEMSİLCİLER MECLİSİ ARASINDAKİ FARK NEDİR?
1961 Kurucu Meclisi 12 Eylül’ün Danışma Meclisinden farklıydı. Danışma Meclisi partisiz ve siyasetten arındırılmış steril bir Türkiye’de siyaset üstü bir mantıkla dizayn edilmişti. Anayasa yapım süreci Milli Güvenlik Konseyinin “siyaset üstü Atatürkçülük anlayışının” gözetimi altında gerçekleşmişti. Oysa ki 1961’de, Temsilciler Meclisi ve partiler vardı. Anayasa açık, şeffaf ve akademik bir tartışma ortamında müzakere edilmişti.
Bunun yanısıraTemsilciler Meclisinde siyasi partiler temsil edilmişlerdi: 27 Mayıs 1960 günü mecliste var olan partilerdi bunlar: Cumhuriyet Halk Partisi ve Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi. Bu partilere sırasıyla 49 ve 25 üyelik tahsis edilmişti. İhtilanin devirdiği Demokrat Parti ise Yassıada’da yargılanıyordu. 19567 Meclisinde olmayan partiler Temsilciler Meclisine alınmamışlardı. Kurucu Meclisin faaliyetlerine başlamasından sonra yeni siyasi partilerin kurulmasına izin verildi. Memleketçi Serbest Parti, Adalet Partisi, Yeni Türkiye Partisi, Türkiye İşçi Partisi gibi partiler kuruldu. Ancak bu durum geniş bir siyasi serbesti anlamına gelemezdi. Siyasi partilerden şu bekleniyordu: mevcut yönetimin meşruiyetini sorgulamamak, aleyhinde bulunmamak.
Bütün siyasi partilerden yeni demokrasinin siyasi kurumlarının inşa sürecine katkıda bulunmak, partizan tavır almamak, Yüksek Adalet Divanı yargılamaları aleyhinde bulunmamak bekleniyordu. Milli Birlik Komitesi yönetiminin partilerden beklentisi çok partili siyasal hayata dönüş takvimini kolaylaştırmaktı.
REFERANDUMDA SİYASİ PARTİLERİN FARKLI TUTUMLARININ NEDENİ NEYDİ?
Siyasi partilerin Anayasa’nın Kurucu Meclis’te kabul edilmesinden sonra açık hava toplantıları tertip etmesine müsaade edildi. Burada beklenti anayasanın kabulü yönünde propaganda yapmaları idi. Milli Birlik Komitesi üyeleri de yurt gezileri düzenleyerek Anayasanın kabulü lehinde propaganda yaptılar.
Hatta radyoda siyasi partiler sırayla konuşmalar yaptılar. Bazı önde gelen sivil toplum kuruluşları temsilcileri, akademisyenler de radyoda konuştular.
Çok ilginç bir şekilde Milli Birlik Komitesi yönetimi ile sorunlu ilişkiler yaşayan, bir süre Balmumcu Kışlasında tutuklu kalan ve yargılanan Ord. Prof.Dr. Ali Fuat Başgil Hoca bile İstanbul Radyosunda konuşmacılar listesine alındı. Konuşması için davet edildi. Hoca Demokrat Parti’nin adamı olarak görülmekte birlikte o tarihte, 27 Mayıs yönetiminin aleyhinde bulunmak ve Nurculuk propagandası yapmak suçlamalarından beraat etmişti. MBK, tarafsız görünmek için bu daveti çıkarmış olmalıdır. Başgil Hoca Erdek’e tatile gidiyorum bahanesiyle daveti geri çevirdi. Radyoda konuşmadı.
Propaganda döneminde CHP içtenlikle Evet lehinde toplantılar düzenledi. CKMP ve YTP ise komiteye mesafe koyarak alçak sesle “itirazımız yok” mahiyetinde bir tutum takındılar. Bunun anlamı şuydu: evet oyu vereceğiz . Ama bu oy demokrasiye dönmek için verilecek bir oydur. Komiteyi onaylamak anlamına gelmez.
Kuruluşundan beri Emekli Orgeneral Ragıp Gümüşpala’nın arkasına saklanarak MBK yönetimi ve Yüksek Adalet Divanı yargılamaları aleyhinde bulunan Adalet Partisi teşkilatı dolaylı bir şekilde Hayır oyu propagandası yapıyordu. Parti yöneticileri bu tutumu sessizlikle karşılıyorlardı.“Gözlerime bak anlarsın. Hayır da hayır vardır.” ifadeleri o günlerde örtülü olarak hayır oyu ver anlamına geliyordu.
Bu vaziyet alışların nedeni çok basitti. En geç 29 Ekim 1961'de yapılacağı taahhüt edilen Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinde askeri idare ve CHP ile aynı çizgide görünmemek.
Bunu özellikle Adalet Partililer yapıyordu. Kendilerinin Demokrat Parti'nin mirasçısı olduklarını fısıldıyorlar. Kamuoyunda böyle tanınmak istiyorlardı. Parti örgütü büyük oranda kapatılan Demokrat partinin B takımıydı. Partinin yargılanmayan tutuklanmamış olan kadroları Adalet Partisini kurmuşlardı.
Sonuç itibarıyla CHP dışındaki partiler CKMP ve YTP halk oylamasında “anayasanın kabul edilmesine bir itirazımız yok” söylemini benimserken, Adalet Partisi örgütü dolaylı “hayır” propagandası yapıyordu. Ragıp Gümüşpala'nın kendisi de hararetli bir anayasa savunucusu değildi. Referandumdan hayır oyu çıkması Milli Birlik Komitesi’nin meşruiyetini yitirmesi, Yassıada’da yargılanmakta olan Demokrat Parti kadrolarının millet nezdinde beraat etmeleri anlamına gelecekti.
REFERANDUM SONRASI SİYASİ İHTİMALLER
Referandumda Milli İrade zayıf bir çoğunlukla Evet dedi. Bu durum Milli Birlik Komitesi açısından bir riske işaret ediyordu. Şurası anlaşılmıştı ki Cumhuriyet Halk Partisi, askeri ve sivil elitler dışında müttefikleri yoktu. DP seçmen tabanı yerinde duruyordu. Yapılacak ilk seçimlerde CHP dışındaki partiler çoğunluğu sağlayabilirlerdi. Öyle de oldu. 15 Ekim seçimlerinden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin üçte ikisi Cumhuriyet Halk Partisi'nin karşısında pozisyon almış partilerden oluştu. Anayasa, komite üyelerini doğal senatörlük ile güvence altına almıştı; ama bu yeterince sağlam bir zemin değildi.
Milli Birlik Komitesi üyeleri Demokrat Partiyi hortlatacak her türlü girişimi öfke ile karşılıyorlardı. Hatta Adalet Partisini kapatmayı bile gündeme getirdiler.Komitenin amacı Demokrat Partiyi kamu vicdanında mahkum etmekti. DP ile örgütsel ve ideolojik bağı olan partilerin oluşumunu ve iktidara gelmesini engellemek düşüncesindeydiler.
Komite, bu hedeflerinde başarılı oldu sayılamaz. Hatta başarısız oldu. Özellikle idam cezalarının alelacele infazı kamu vicdanında kabul görmemiş en sert Demokrat Parti muhaliflerinde bile üzüntü ile karşılanmıştır. Partilerin dizayn edilmesi düşüncesi başarısız olmuştur. Böyle olması aslında kaçırılmazdı. Çünkü genel oyun geçerli olduğu rejimlerde çoğunluklar konuşur. Entelektüel duyarlılıklar, akademik metinler, hukukun üstünlüğü temel belirleyici olamaz. Hele Türkiye gibi bir ülke söz konusu ise. Menderes'in 1954 seçimlerinden sonra Ahmet Emin Yalman’a söylediği şu sözü hatırlatmak isterim: “Seçimler benim gittiğim yolun doğru olduğunu ortaya çıkardı. Şimdiye kadar sizlere danışmaya önem veriyordum. Acaba ilaç diye Aspirin mi yoksaOptalidon mu kullanayım diye fikrinizi soruyordum. Halkın bana gösterdiği büyük güven sonunda şunu anladım ki sizlere bir şey sormaya ihtiyacım kalmamıştır. Artık son kararı ben vereceğim” bu sözlerdeki çoğunlukçu otoriter eğilim Menderes’in hayatına mal olacaktı.
Demokrasi bir çoğunluk rejimidir. Çoğunluğun tiranlığına da dönüşebilir. İşte Milli Birlikçilerin endişesi tam da bu noktadaydı. İktidarı elbette sivillere bırakacaklardı. ama rövanşistlere değil.
İktidarı kendileri ile işbirliği yapacak bir siyasi elite bırakmak istiyorlardı. Bunun altyapısını hazırlamaları gerekiyordu. Demokrat Partiyi kadro ve düşünceleri ile birlikte tarihe gömeceklerdi.
Bu koşulları inşa ettikten sonra çok partili hayatadönme kararı vermişlerdi. Komite bu eylem planında başarılı olamadı. Sadece yükselen muhalif dalgayı ötelemeyi başardı.

YUVARLAK MASA TOPLANTILARI SÜRECİ NASIL BAŞLADI?
MBK koşullara uygun bir strateji izlemek zorundaydı. Siyasi partilere kendi koşullarında bir geçiş planını kabul ettirmek istediler. Genel olarak istediklerini aldılar. Ötelenen sorunlar da olmadı değil.
MBK, siyasi parti temsilcilerini müzakereye davet etti. Siyasi tarihimizde bu görüşmeler Yuvarlak Masa Toplantıları olarak anılır. Komite 14'lerin tasfiyesinden sonra 23 kişi kalmıştı. Üyelerden biri de kazada ölmüştü. İhtilalin fiili lideri Cemal Madanoğlu da 1961 Temmuzunda, “biz bu işi makam mevki için yapmadık” diyerek komiteden ayrılmıştı. Madanoğlu Askerlikten de emekliliğini istemişti. Madanoğlunun tepki gösterdiği makam Milli Birlik Komitesi üyelerinin tabii senatör olmalarıydı.
Cemal Gürsel, müzakere yeteneği en yüksek komite üyelerini masaya sürdü.Toplantıya davet edilen partiler, biri parti genel sekreteri veya genel başkan yardımcısı olmak şartıyla partiler üç temsilci daha getirdiler. Görüşmeler yeni tamamlanan TBMM binasında yapıldı. Şimdiki Meclis binasında yani.
Aktif taraf komite temsilcileriydi. Bir tarafta iktidarı bırakacak olan cunta diğer tarafta ise iktidara talip olan siyasi parti temsilcileri vardı.
Müzakereler tamamlanıp mutabakata ulaşınca uzlaşma metni yazıldı. Bazı müzakere başlıkları epey gergin geçti.
Askerler siyasetçilerden Demokrat Parti’nin anayasa dışı tutum ve davranışları ile meşruiyetini kaybetmiş bir yönetim olduğunu kabul etmelerini istediler. İkinci husus da, devam etmekte olan Yüksek Adalet Divanı yargılamalarının meşruiyetinin sorgulanmaması idi.

MÜZAKERELERİN PROTOKOLA BAĞLANMASI VE TUTANAKLAR
Yuvarlak Masa Toplantıları öncesinde MBKsiyasi parti genel başkanlarını davet etti. Bu toplantılara davet edilen Memleketçi Serbest Parti örgütünü tamamlayamadığı gerekçesiyle 1961 genel seçimlerine YSK kararı ile katılamayacaktı. Adalet Partisi ile eş zamanlı olarak kurulan Türkiye İşçi Partisi de YuvarlakMasa Toplantılarına çağrılmadı. TİP de 1961 seçimlerine katılamayacaktı. Müzakereler “Milli Ant”adı verilen bir metnin parti genel başkanları tarafından imzalanmasıyla sonuçlandı.
Milli Antbelgesinde ana tema devrik Demokrat Partinin suçlu olduğunun ilanıdır. CHP dışındaki partiler Demokrat Parti'nin isminin metinde açıkça zikredilmesinden hoşnut olmadılar. Ama kabul etmek zorunda kaldılar.
Diğer siyasi partiler ihtilale giden süreçten CHP'nin de sorumlu olduğunu söylediler. CHP’lilerle MBK temsilcileri arasında ciddi bir tartışma yaşanmazken; Adalet Partisi ve YTP’lilerle Komite arasında gerginlikler yaşandı. Görüşmeler alt komisyon düzeyinde 31 Ağustos-4 Eylül 1961 tarihleri arasında 5 birleşim halinde yapıldı. 5 Eylül’de Çankaya'da Milli Ant parti genel başkanları tarafından imzalandı.
Bu görüşmelerin tutanakları yakın zamanlara kadar iki kopya olarak mevcuttu. Biri Türkiye Büyük Millet Meclisi Kütüphanesine Milli Birlik Komitesi üyesi Fikret Kuytak tarafından bırakılmıştı. Cildin üzerinde Kuytak’ın ismi vardı. Diğeri ise Amsterdam Sosyal Tarih Arşivi Türkiye Bölümünde muhafaza altında idi.
Şu anda, tutanaklar, konuylailgili iki öğretim üyesinin gayretleri sayesinde matbu olarak ulaşılabilirdurumdadır. Tutanaklar tekrar basılmıştır. Tutanaklar üzerinde Prof.Dr. Emine Gürsoy gözetiminde Yılmaz Yıldırım çalışmıştır. Bilindiği gibi Emine Gürsoy hoca Celal Bayar’ın torunudur.
YENİ TÜRKİYE PARTİSİ’NİN YÜKSEL MENDERES’İ TRANFER ETMESİ
Yüksel Menderes Adnan Menderes'in büyük oğludur. Berin Hanım’ın çocukları ile birlikte Adnan Bey'i Yassıada’da ziyaret ettikleri zaman çekilen resimler, eski başbakanın yüzüne yansıyan haleti ruhiyesi hakikaten üzüntü vericidir. Perişan olmuş bir ailenin resimleridir bunlar. Ben Adnan Menderes'i siyaseten sorumlu ve suçlu görürürüm. Türkiye’yi başka türlü yönetmeli idi. Bu başka bir şey, meselenin insani yönü başka bir şey. Bu nedenle bu resimler beni olumsuz etkiler. Ada Komutanı Tarık Güryay’ınyüzündeki ifade de hiç hoş değildir.
Gelelim Yüksel Menderes meselesine, Demokrat Parti içinde Menderes ile anlaşamayan bir hizip partiden ayrılmıştı. Parti yöneticilerini liberal ve demokratik yoldan uzaklaşmakla suçlayarak. Bir isimlerden bazıları Hürriyet Partisinde yer almıştı.
27 Mayıstan sonra Ekrem Alican Milli Birlik hükümetlerinde bakan olarak da görev almıştır. Bu Demokrat Partinin devrilişini meşru görmek demektir. Kendilerini gerçek Demokratlar olarak gören bu eski Demokrat Partililer Komite ve Cemal Gürsel tarafından kollandılar. Desteklendiler. Komite’nin YTP’yeyakınlığı şu mesajı da içeriyordu. Biz CHP adına ihtilal yapmadık. Liberalizm yolundan sapmayan Demokratlar (yani YTPliler) bizim için makbuldür. Meşrudur.
Cemal Gürsel açısından bu grup yoldan çıkmayan Demokratlardı. DP’nin yerini alabilirlerdi. YTP, Adalet Partisi ile rekabet edebilmek için Yüksel Menderes’i transfer edince ilişkiler gerildi. Bir süre sonra Menderes’in oğlu partiden ayrılmak zorunda kaldı.
OSMAN BÖLÜKBAŞI’NIN KOMİTE İLE GERGİN İLİŞKİLERİNİNİN NEDENİ NEYDİ?
Osman Bölükbaşı ihtilalden azami faydayı sağlamak için çeşitli taktikler denedi. Öncelikle ihtilalcilerin yanında vaziyet almamak gibi bir politika izledi.
Kurucu Meclise girmek istemedi. Sonradan kabul etti. 50'li yıllarda sadece Kırşehir'den bir milletvekiliyle temsil edilen partisi 50’lerin sonunda Türkiye Köylü Partisi ile birleşerek Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisine dönüşmüştü. Sadece seçim meydanlarında var olan bir partiydi.
CKMP 25 üye ile Kurucu Meclis'te temsil edildi. Bu bana hep tuhaf gelmiştir. CHP'nin üye sayısı ise 49 idi. Osman Bölükbaşı siyaset tarzını hiç beğenmediğim bir politikacıdır. Anadolu Fırtınası olarak anılsa da. Temel motivasyonu İnönü ve CHP düşmanlığıydı. Tek parti döneminde yurt dışında fen bilimleri alanında burslu okumuştu. Dönüşünden itibaren hep İnönü aleyhinde bulundu. Fevzi Paşa'nın başında bulunduğu bir darbe örgütlediği gerekçesiyle tutuklandı yargılandı. CHP'yi devirmek için darbe dahil her yol mubahtır diyen müfritler arasındaydı. İnönü’ye darbe teşebbüsü girişiminin içinde olduğundan eminim. Ama ispat edemem. 1946’dan itibaren Demokrat Parti’nin içinde yer almıştı. Celal Bayar bu tür eğilimleri olan simaları partiden çıkardı. DP’den atılan bu çevre Millet Partisini kurdu.
50'lerde Osman Bölükbaşı'nın Demokrat Parti ile arası epey bozuktu. Hükümetin manevi şahsiyetini tahkir suçlamaları ile birkaç kez dokunulmazlığı kaldırıldı ve yargılandı. Menderes ile arası hiç iyi değildi.
Bence Bölükbaşı sadece etkili konuşmalar yapan bir demagogdu. Siyasi hayatı boyunda liderlik ettiği partinin iktisadi ve siyasi olarak neyi savunduğu belli değildir.
50'lerde daima İsmet Paşa'ya uzak durdu. Siyasi çizgisi hakkında muhafazakarlıkla harmanlaşmış bir tür taşra milliyetçiliği olduğu söylenebilir. Polemik yeteneği, sert üslubu nedeniyle DP grubu ile sık sık gerginlikler yaşadı. TBMM genel kurulunda yaptığı konuşmalar nedeniyle dokunulmazlığı kaldırıldı. Tutuklandı, yargılandı. Bu tamamen anayasaya aykırı idi. Tutuklu iken milletvekili seçildi.
61 demokrasisi kurulurken Komiteye ve Milli Birlik Komitesine daima sorun çıkardı. Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi genel başkanı olarak Milli Antlaşmaya şahsen imza koymadı. CKMP’yi Ahmet Oğuz temsil etti.
15 Ekim seçimlerinden önce CKMP adına 2 Ekim 1961 tarihli radyo konuşmasında MBK ve Gürsel’i öfkelendiren şeyler söyledi. Gürsel “Allah ıslah etsin. Onu millete havale ediyorum” babında bir şeyler söyledi.
Bölükbaşı’nın siyasetteki tarzını Osman Yüksel Serdengeçti’ye benzetirim. Günümüzde de ona benzer bir siyasetçi var. Yenilerde bir parti kurdu. Kim olduğunu da siz tahmin edin. Yorumlamakta zorlandığım bir oy oranına sahip bu yeni parti.
Bölükbaşı'dan başlayarak burada andığım üç ismin ortak özelliği muhafazakarlık ve laiklik karşıtlığı temelinde meydan nutku ustası olmalarıdır. Bunun dışında bir özellikleri yoktur.
Antlaşmanın imza edilmesinden sonra CHP antlaşmanın tam metnini parti teşkilatına duyurdu. Diğer siyasi partiler CHP’yi takip ettiler. Genelgeye uygun hareket edilmesi konusunda Parti teşkilatları özellikle uyarıldılar.
Acuner, Okan,Kaplan ve Özgür’den oluşan MBK temsilcileri teşekkür mahiyetinde siyasi partilerin genel merkezlerine nezaket ziyaretleri yaptılar
YÜKSEK ADALET DİVANI KARARLARININ YARATIĞI GERİLİM
Yassıada kararlarının tefhiminden (açıklanmasından) önce ve sonra Cemal Gürsel parti liderleri ile bir araya geldi. Kararlar açıklandıktan sonra Milli Antlaşmanın gizli tutulan Yassıada Bölümü kamuoyuna açıklandı.
Yüksek Adalet Divanı kararlarını hukukun gereği olarak gören ek protokolün kamu vicdanı üzerinde etkili olduğu söylenemez. Demokrat Parti’yi suçlu gören pek çok muhalif idam cezalarının infazını kabul edilebilir bulmadı. Ben de aynı kanıdayım. İhtilalciler, 27 Mayıs 1960’dan 15 Eylül 1961’e kadar bir çok hatalar yaptılar. Bunlar içinde en vahimi idam cezalarının infazına oy çokluğu ile karar verilmesidir. MBK’da yapılan oylama şöyle sonuçlandı:
Evet : 13 Hayır: 9.
KOMİTENİN RAGIP GÜMÜŞPALA VE ADALET PARTİSİ İLE GERGİN İLİŞKİLERİ
Ragıp Gümüşpala ve Adalet Partisi’nin Milli Birlik Komitesi ile ilişkileri baştan itibaren gergindi. Gümüşpala, ihtilale III. Ordu komutanı olarak Gürsel'den sonra katılmıştı. Komite onu önce genelkurmay başkanı yaptı. Sonra emekliye sevk etti. Gümüşpala Eminsu oldu. Eminsu: Emekli İnkılap Subayları demektir. Bu nedenle 1960 Ağustosundan itibaren Gürsel ve komite üyelerine kırgındı.
Demokrat Partiyi ihya etme programını örgütleyenler ondan yararlanmak istediler. Gümüşpala’nın Adalet Partisi genel başkanlığı siyasi paratoner işleviyle açıklanabilir. Gümüşpala, Gürselle, Adalet Partisi teşkilatının faaliyetleri yüzünden defalarca karşı karşıya geldi. Çatıştılar. Gürsel, Gümüşpala’ya birkaç kez sert uyarı mektupları yazdı. AP’nin kapatılabileceğini ima etti. Fakat gene de Demokrat Parti tabanının onun genel başkanlığı altında bulunması yararlı görüldü.
Ragıp Paşa, ek protokolü MBK’nin zorlamasıyla imzalamıştır. Bence Adalet Partisi genel başkanı Ragıp Gümüşpala 1961 seçimlerinden sonra cumhurbaşkanı olmak isteyenlerden biri idi. Resmi söylemi tersi olsa da. Adalet Partisi seçimi kazansa bile bunu olası görmeyince uzlaşma formülündekarar kıldı. Bu da Gürsel seçeneği idi.
MBK ile zaman zaman sertleşmeler olsa da Gümüşpala’nın Adalet Partisi Genel Başkanlığı yuvarlak masa toplantılarınınınprotokola bağlanmasını sağlayan önemli unsurlardan biri olmuştur.
Sonuçta Demokrat Parti'nin boşalttığı alana talip olan Adalet Partisi ve Yeni Türkiye Partisi liderleri komiteyi tatmin eden bir çözüme razı olmadan meclisin açılmayacağının bilincindeydiler. Bu nedenle bazı şeyleri kerhen kabul ettiler.
MÜZAKERELERDE İSMET PAŞA FAKTÖRÜ NEDEN ÖNEMLİYDİ?
İsmet İnönü sağ siyaset geleneğinde 27 Mayıs'ın müsebbibi olarak görülür. Bu tamamen yanlış bir düşüncedir. İnönü Türk demokrasisini kuranve kurumlarını inşa eden tarihi bir kişiliktir. Bana göre çok partili demokrasiyi kuran İsmet Paşa, dejenere ederek yıkılmasına sebep olan Demokratlar oldu.
27 Mayıs İhtilalinin temelsebebi Demokrat Parti yöneticilerinin basiretsiz davranışları olmuştur. 1969'daki ünlü İnönü-Bayar barışmasında Celal Bayar tarafından hakkı teslim edilse de İnönü bir çok haksızlığa uğramıştır.
Bu barışma resimleri beni her zaman duygulandırmıştır. İnönü, sağdan da soldan da saldırılara maruz kalmıştır. İnönü, 1961'den sonrayeni anayasal düzenin kuruluşunda varlığıyla en büyük güvencelerden biri olmuştur.
27 Mayıs’tan sonra Milli Birlik Komitesi ile ilişkileri en iyi olan parti Cumhuriyet Halk Partisiydi. Bu son derece olağandı. Kurucu Meclis CHP'ninhukuk devleti ve kurumlar demokrasisi anlayışı doğrultusunda bir anayasa yaptı.
Gene de ihtilalciler İsmet Paşa'nın tesiri altında görünmek istemediler. Hatta mesafeli davrandılar. Ona karşı diğer siyasi partilerle eşit mesafede davranıyor intibaı vermek istediler. Ama-yine de- en çok ona ihtiyaçları vardı. Onunla görüştüler. Fikirlerini aldılar. Çoğunlukla kendi kararlarını uyguladılar. Bildiklerini okudular. Yüksek Adalet Divanı’nın kuruluşu, Eminsukararlarıve 147’lerin üniversiteden çıkarılması örneklerinde olduğu gibi.
Cemal Gürsel ve komiteciler ona karşı hürmette kusur etmiyorlardı ama yakın olmak istemiyorlardı. Özellikle Cemal Gürsel seçimlerden sonra İnönü’nün cumhurbaşkanı seçilebilme ihtimalini düşünüyordu. Bu düşüncesinde haksız da değildi.
İnönü’nün cumhurbaşkanlığı 1960 sonbaharında mümkün olabilirdi. İnönü-kanımca-27 Mayıs’ın ilk günlerinde böyle düşünmüş olabilir.Çok partili hayata dönüş daha hızlı olsaydı İnönü İkinci Cumhuriyetin birinci cumhurbaşkanı olabilirdi.
CHP'nin genel sekreteri 1959’dan sonra İsmail Rüştü Aksalolmuştu. Paşa, ondan çok memnundu. Bayar’ın Menderes'i başvekili yaptığı gibi muhtemelen Aksal’ı başbakan olarak atamayı düşünmüştü. Eğer kafasındaki erken dönem senaryo gerçekleşmiş olsaydı.
Bir kere seçimi kesin kazanacağı düşüncesindeydi. Eğer seçim 1960 baharında yapılsaydı CHP kazanabilirdi. 27 Mayıs müdahalesi CHP’nin yükselişini durdurdu.
Ama hemen not etmek isterim ki bu düşünceler 1960 sonbaharına kadar geçerli olabilirdi. Ak devrimin bir ihtilal olduğu anlaşılınca herkes koşullara göre davranma zorunluluğunu anladı.
Cemal Gürsel,1961 seçiminin kazananı CHP olsaydı. İnönü’den bir sürpriz bekliyordu. Seçimi kazanmış CHP İsmet Paşa isminde ısrar etseydi Gürsel ve komite geri adım atmak zorunda kalırdı. Ama İnönü ikinci Cumhuriyetin ilk cumhurbaşkanı olma konusunda ısrarla olur muydu? Onu bilemiyorum.

YUVARLAK MASADA KİMLER VARDI? KOMİTEYİ VE PARTİLERİ KİMLER TEMSİL ETTİ?
Milli Birlik Komitesi yönetiminin çok partili siyasi hayata partileri bir protokol ile bağlayarak geçmek isteyeceği belliydi. Bu bekleniyordu. Siyasi gelişmeler kendi haline bırakılamazdı.
Bu anlaşıldıktan sonra, Devlet ve Hükümet Başkanı Orgeneral Cemal Gürsel öncelikle İsmet İnönü, Kasım Gülek ve İsmail Rüştü Aksal ile görüştü. Sonra sırasıyla Ekrem Alican, Ragıp Gümüşpala ve Enver Adakan ile görüşmeyi tercih etti.Bu görüşme sıralamasınıanlamlı buluyorum.
31 Ağustos'ta Parti temsilcileri yeni meclis binasına davet edildiler. Komiteyi Ekrem Acuner, Sezai Okan, Ahmet Yıldız, Osman Köksal, Kadri Kaplan, Sami Küçük temsil ediyordu. (8 üye) İhtilal Komitesi bir tarafta partiler bir tarafta düzeni ile oturuldu. Müzakeler bu düzende sürdürüldü. Gürsel'in bu isimleri tercih etmesi anlamlıdır. Gerektiğinde sert davranabilecek profilleri seçmişti.
Parti temsilcilerine gelince CHP'yi Genel Sekreter İsmail Rüştü Aksal, Turhan Feyzioğlu, Emin Paksüt ve Ferit Melen temsil etti. Adalet PartisiKamuran Evliyaoğlu, Şinasi Osman, Kamil Tekerek, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Abdülhak Kemal Yörük, Mustafa Kiper, Fuat Arna ve Seyfi Öztürk tarafından tarafından temsil edildi.
Yuvarlak masa toplantılarında CHP’liler diğer partilerin taarruzuna uğradılar.AP ve YTP komitenin hışmına uğramamak için itirazlarını CHP üzerinden dile getirdiler. 1968’de CHP’den ayrılarak Güven Partisini kuracak olan isimlerin masaya gönderilmesi siyaset sosyolojisi açısından anlamlı bulduğumu da belirtmek isterim.
Adalet Partililer özellikle CHP'yi şikayet ettiler. Demokrat Partili yurttaşların kuyruk diye suçlandığını ve Atatürkçülüğü kendi tekellerine almaya çalıştıklarını söylediler. AP, antikomünizmi metne koydurmak istedi. Buna ırkçılık ve bölücük karşıtlığı eklendi.
Gergin anlardan birinde Kadri Kaplan bütün partileri suçlayarak kendilerini yargılamakla tehdit etti. Komite sertleşince partiler geri adım attı. Havayı yumuşattılar. 4 Eylül'de Yassıada kararları ile ilgili ayrı bir protokol yapıldı. Protokolun kararların tefhimi sonrasında kamuoyuyla paylaşılması taahhüt edildi.O zamana kadar gizli tutuldu.
MUTABAKAT METNİNİN ÇANKAYA’DA PARTİ LİDERLERİ TARAFINDAN İMZALANMASI
Milli Birlik Komitesi ve siyasi partiler arasında yapılan mutabakata Milli Antlaşma adı verildi. Metni imzalamak üzere genel başkanlar 5 Eylül 1961 Salı günü saat 16.00 da günü Çankaya’ya davet edildiler. Beş siyasi parti genel başkanı Cemal Gürsel etrafında yer alacak şekilde toplandılar. Bölükbaşı gelmedi. CKMP Ahmet Oğuz tarafından temsil edildi. Milli Birlik Komitesinin üyelerinin tamamı Gürsel’in arkasında oturdular.
Temsilciler Meclisi Başkanı, Genelkurmay Başkanı, Kuvvet komutanları, rektörler, yüksek yargı organları başkanları da oradaydılar. Misafirleri Komite üyesi ve muhafız alayı komutanı Osman Köksal karşıladı. Toplantı radyoda canlı yayınlandı.Cemal Gürsel ve siyasi parti genel başkanları kısa konuşmalar yaptılar. Misafirlere limonata ikram edildi.
İmza töreninden sonra gergin hava dağıldı. Gürsel Paşa, Temsilciler Meclisi başkanı Kazım Orbay Paşayı ve siyasi parti liderlerini ayrı bir odada samimi ve neşeli bir şekilde kabul etti. Limonatalı resepsiyon bir süre sonra dağıldı. Ertesi gün Fahri Özdilek'in çağrısı ile basınla da benzer bir protokol yapıldı. Daha doğrusu basın 27 Mayıs’a sadakat bildirisi yayınladı. Basın ile toplantı Ankara Radyasunda yapıldı. Katılımcılardan en önemli sima bence Ahmet Emin Yalmandır. Yalman uzun süre gazetesi Vatan’da DP’yi desteklemişti. 1954’tensonra muhalefete geçen Yalman 27 Mayıs öncesinde hapis cezasına çarptırılmış, cezaevine girmişti.
Böylece Milli Birlik Komitesi seçimlerin yapılması ve parlamentonun toplanması için istediğikoşulları kabul ettirmiş oldu. Bu-en azından- kağıt üzerinde bir üstünlük sağlayacaktı.
SEÇİM SONUÇLARI VE CEMAL GÜRSEL İSMİ ÜZERİNDE ANLAŞMA
TBMM seçimleri 15 Ekim 1961 günü yapıldı. Milli Birlik Komitesi seçim sonuçlarındanmemnun olmasa da iktidarın ortada kalması Gürsel'in ve komitenin pazarlık gücünü arttırdı. İhtilali biz yaptık. Belirleyici aktör biziz sonucu doğdu.Gürsel’in seçimini sağlayan ana faktör seçimlerden tek başına iktidar çıkmamış olmasıdır.
SON BİR DEĞERLENDİRME
Yüksek Adalet Divanı kararlarının 15 Eylül'de açıklanması ile 25 Ekim'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açıldığı tarihe kadar Türkiye'nin bir kargaşa ortamına sürüklenme riski vardı. Bu ortamdan çıkışı sağlayan Cemal Gürsel, İsmet Paşa ve Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay olmuştur. Bu isimlerin kararlı duruşları sayesinde meclis açılabilmiştir.
Türkiye'yi bir Latin Amerika ülkesine çevirme potansiyeli taşıyan 21 Ekim protokolüne karşı demokrasiye dönüşü sağlayan 24 Ekim Çankaya Protokolü Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışını sağlamıştır.
Çok Okunanlar
Devriye atan polislere bıçaklı saldırı
Marmara Denizi için fırtına uyarısı
Amerika PKK’yı böyle sattı!..
Fenerbahçe, 5 golün atıldığı maçı galip bitirdi
Yüz binlerce emeklilik iptal edildi, maaşlar geri alındı
Altın çıldırdı-Altın çıldırttı
TMSF'nin el koyduğu banka satılıyor
Yuvarlak masa toplantılarında neyin pazarlığı yapıldı?
Bursa’da genç öğretmene okul çıkışında silahlı saldırı
Enflasyon bahaneleri