Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,8402
Dolar
Arrow
43,7125
İngiliz Sterlini
Arrow
59,5086
Altın
Arrow
7076,3524
BIST
Arrow
10.729

Yuvarlak masa toplantılarında neyin pazarlığı yapıldı?

Yuvarlak masa toplantılarında neyin pazarlığı  yapıldı? (1961) 

HALKOYLAMASINDA VERİLEN HAYIR OYLARININ  ANLAMI 

9 Temmuz 1961 tarihinde  yapılan halk oylaması şunu  göstermişti:  Türk halkının  neredeyse %40’ı anayasaya hayır demişti. Anayasa  Kurucu Meclis  tarafından hazırlanmış ve  halkoyuna sunulmuştu. Türk halkının önemli  bir kesiminin  hayır oyu verdiği  bu metin Türk siyasi  tarihinin en liberal- demokratik   siyasal  kurumlarını  getiriyordu. 

Anayasada, kuvvetler ayrılığı,  temel hak ve hürriyetlerin   güvence altına alınması, örgütlenme  hürriyeti, yasama  sürecinin  dengeli bir şekilde yürütülmesini sağlayacak olan Cumhuriyet  Senatosu’nun  kuruluşu,  anayasa  yargısı, cumhurbaşkanının  tarafsızlığı gibi  kavram  ve kurumlar vardı. 

İnsan ilk bakışta  şöyledüşünebilir. Demek ki Türk halkı  bunları istemiyor. Bunlara  ihtiyaç duymuyordu. 

KİMLERE HANGİ NEDENLERLE RET OYU VERMİŞTİM ? 

Bendeniz 1982’den başlayarak  bütün halkoylamalarına katıldım. Oy verdim. 1987   hariç diğer  referandumlarda oyum  “ret”   yönünde oldu. 1987’de ise  siyasi yasakların  kaldırılması lehinde oy  kullandım. 

Türkiye’de içeriği  ne olursa  olsun oylama   siyasi iktidar hakkında bir güvenoylamasıdır. Örneğin ben verdiğim oylarla 1982’de , MGK  cuntasını ve onun anayasasını,  1988’de Turgut Özal’ı  2007 ve 2010’da AKP’yi  reddetmiş;  bu iktidarlara  güvensizlik oyu vermiş oldum.  Benimle aynı fırkaya  mensup arkadaşlarım  “mührü  hayıra vurmanın”  keyfini   bilirler. Bu  çok anlamlı bir andır.  Hayır oyu iktidardakine “ne kadar güçlü olursan ol. Senin  düzenine  karşıyım”   mesajı vermektir. 

Bir şey daha eklemek isterim.  Halkoylamalarında seçmenlerin  pek azı oylanacak metin ile ilgilidir. Aydınların, siyasi bilinci  yüksek kesimlerin  bile metin tahlili  yapmadıklarından  eminim. 

1961 Temmuzunda da   öyle olmuştu.  27 Mayıs İhtilali  ve Milli Birlik  Komitesi yönetimi  oylanmıştı. Oylamanın sonucu,  Türk  halkının %38’i Demokrat Parti’nin   devrilişini meşru  bulmuyor anlamına geliyordu. 

Kabul yönünde  oy veren  kesimde  “kerhen evet”ler de vardı. Bu oylamada en samimi  evetçiler herhalde DP’nin 10 yıllık  iktidarı  boyunca mağdur edilen CHP’liler  olmuşlardır.  Türkiye’nin bu  ilk halkoylamasında laik  cumhuriyetçi –  elit olumlu  oy veren  kesimi  oluşturmuştur.  Kerhen evetçiler ise Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi ve Yeni Türkiye Partisi  seçmenleri  idi.  Adalet Partisi tabanının ise büyük  bir ekseriyetle olumsuz oy verdiğinden eminim. 

DANIŞMA MECLİSİ İLE TEMSİLCİLER MECLİSİ  ARASINDAKİ FARK NEDİR? 

1961 Kurucu  Meclisi 12 Eylül’ün Danışma Meclisinden farklıydı. Danışma Meclisi  partisiz ve siyasetten arındırılmış steril  bir Türkiye’de siyaset  üstü  bir  mantıkla   dizayn edilmişti. Anayasa  yapım süreci Milli Güvenlik  Konseyinin “siyaset üstü Atatürkçülük anlayışının”  gözetimi altında  gerçekleşmişti.  Oysa ki 1961’de, Temsilciler Meclisi ve  partiler vardı. Anayasa  açık, şeffaf ve akademik   bir   tartışma ortamında  müzakere  edilmişti. 

Bunun  yanısıraTemsilciler Meclisinde siyasi  partiler temsil edilmişlerdi: 27 Mayıs 1960 günü  mecliste  var olan  partilerdi bunlar: Cumhuriyet Halk Partisi ve Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi. Bu partilere sırasıyla 49 ve 25 üyelik tahsis edilmişti. İhtilanin  devirdiği Demokrat Parti ise Yassıada’da yargılanıyordu. 19567 Meclisinde olmayan partiler Temsilciler Meclisine alınmamışlardı. Kurucu Meclisin faaliyetlerine başlamasından sonra yeni siyasi partilerin kurulmasına izin verildi. Memleketçi Serbest Parti, Adalet Partisi, Yeni Türkiye Partisi, Türkiye İşçi Partisi gibi partiler kuruldu. Ancak bu durum geniş bir siyasi serbesti anlamına gelemezdi. Siyasi partilerden şu bekleniyordu:  mevcut yönetimin meşruiyetini sorgulamamak,  aleyhinde bulunmamak.

Bütün siyasi partilerden  yeni demokrasinin siyasi kurumlarının inşa sürecine katkıda bulunmak, partizan tavır almamak, Yüksek Adalet Divanı yargılamaları aleyhinde bulunmamak bekleniyordu.  Milli Birlik Komitesi  yönetiminin  partilerden beklentisi çok partili siyasal hayata dönüş takvimini kolaylaştırmaktı. 

REFERANDUMDA SİYASİ PARTİLERİN  FARKLI TUTUMLARININ NEDENİ  NEYDİ?  

Siyasi partilerin Anayasa’nın Kurucu Meclis’te kabul edilmesinden sonra açık hava toplantıları tertip etmesine müsaade edildi. Burada beklenti anayasanın kabulü  yönünde  propaganda  yapmaları  idi. Milli Birlik Komitesi üyeleri de yurt gezileri düzenleyerek Anayasanın kabulü lehinde propaganda yaptılar. 

 Hatta radyoda  siyasi partiler  sırayla konuşmalar yaptılar. Bazı  önde gelen  sivil toplum kuruluşları temsilcileri, akademisyenler de radyoda konuştular. 

Çok ilginç bir şekilde Milli Birlik Komitesi  yönetimi ile sorunlu  ilişkiler yaşayan, bir süre Balmumcu Kışlasında tutuklu kalan ve  yargılanan Ord. Prof.Dr. Ali Fuat Başgil Hoca bile İstanbul Radyosunda konuşmacılar listesine alındı. Konuşması için davet edildi. Hoca Demokrat Parti’nin  adamı olarak  görülmekte  birlikte o tarihte, 27 Mayıs yönetiminin aleyhinde bulunmak ve Nurculuk  propagandası yapmak suçlamalarından beraat  etmişti. MBK,   tarafsız görünmek için bu  daveti  çıkarmış  olmalıdır. Başgil Hoca Erdek’e  tatile gidiyorum bahanesiyle daveti geri çevirdi. Radyoda konuşmadı. 

Propaganda döneminde CHP içtenlikle Evet lehinde toplantılar düzenledi. CKMP  ve YTP ise komiteye mesafe koyarak  alçak sesle “itirazımız yok”  mahiyetinde bir tutum takındılar. Bunun  anlamı şuydu:  evet oyu vereceğiz . Ama bu oy  demokrasiye dönmek için verilecek bir oydur. Komiteyi onaylamak anlamına gelmez. 

Kuruluşundan beri Emekli  Orgeneral Ragıp Gümüşpala’nın arkasına saklanarak MBK  yönetimi  ve Yüksek Adalet Divanı yargılamaları aleyhinde bulunan Adalet Partisi teşkilatı dolaylı bir  şekilde  Hayır oyu propagandası yapıyordu. Parti  yöneticileri  bu tutumu  sessizlikle  karşılıyorlardı.“Gözlerime bak anlarsın. Hayır da  hayır vardır.” ifadeleri o günlerde örtülü olarak hayır oyu ver anlamına geliyordu.

Bu vaziyet alışların nedeni  çok basitti. En geç 29 Ekim 1961'de yapılacağı taahhüt edilen Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinde askeri idare ve CHP ile aynı çizgide görünmemek. 

Bunu özellikle Adalet Partililer yapıyordu. Kendilerinin  Demokrat Parti'nin mirasçısı olduklarını fısıldıyorlar. Kamuoyunda böyle tanınmak istiyorlardı. Parti örgütü büyük oranda kapatılan Demokrat partinin B takımıydı. Partinin  yargılanmayan tutuklanmamış olan kadroları Adalet Partisini kurmuşlardı.

Sonuç itibarıyla  CHP dışındaki partiler CKMP ve YTP halk oylamasında “anayasanın kabul edilmesine bir itirazımız yok” söylemini benimserken,   Adalet Partisi örgütü  dolaylı “hayır”  propagandası yapıyordu. Ragıp Gümüşpala'nın kendisi  de hararetli bir anayasa savunucusu değildi. Referandumdan  hayır  oyu çıkması Milli Birlik Komitesi’nin meşruiyetini yitirmesi, Yassıada’da yargılanmakta olan Demokrat Parti kadrolarının  millet nezdinde beraat etmeleri  anlamına gelecekti. 

REFERANDUM SONRASI SİYASİ İHTİMALLER 

Referandumda Milli İrade zayıf bir çoğunlukla Evet dedi.  Bu durum Milli Birlik Komitesi  açısından bir riske işaret ediyordu. Şurası anlaşılmıştı ki Cumhuriyet Halk Partisi, askeri ve sivil elitler dışında müttefikleri yoktu. DP  seçmen tabanı yerinde  duruyordu. Yapılacak ilk seçimlerde CHP dışındaki partiler çoğunluğu sağlayabilirlerdi. Öyle de oldu. 15  Ekim  seçimlerinden  sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin üçte ikisi Cumhuriyet Halk Partisi'nin karşısında pozisyon almış partilerden oluştu. Anayasa,  komite üyelerini doğal senatörlük ile güvence altına almıştı;  ama bu yeterince sağlam bir zemin değildi. 

Milli Birlik Komitesi üyeleri Demokrat Partiyi hortlatacak her türlü girişimi  öfke ile karşılıyorlardı. Hatta Adalet Partisini kapatmayı bile gündeme getirdiler.Komitenin amacı Demokrat Partiyi  kamu vicdanında mahkum etmekti.  DP ile  örgütsel ve ideolojik  bağı olan partilerin oluşumunu ve iktidara gelmesini engellemek düşüncesindeydiler. 

Komite, bu hedeflerinde başarılı oldu sayılamaz. Hatta başarısız oldu.  Özellikle idam cezalarının alelacele infazı kamu vicdanında kabul görmemiş en sert Demokrat Parti muhaliflerinde bile üzüntü ile karşılanmıştır. Partilerin dizayn edilmesi düşüncesi başarısız olmuştur. Böyle olması aslında kaçırılmazdı. Çünkü genel oyun geçerli olduğu  rejimlerde çoğunluklar konuşur. Entelektüel  duyarlılıklar, akademik metinler, hukukun üstünlüğü temel belirleyici olamaz. Hele Türkiye gibi  bir ülke söz  konusu ise.  Menderes'in 1954 seçimlerinden sonra Ahmet Emin Yalman’a söylediği  şu sözü  hatırlatmak isterim: “Seçimler benim gittiğim yolun doğru olduğunu  ortaya çıkardı. Şimdiye kadar  sizlere  danışmaya önem veriyordum. Acaba ilaç diye Aspirin mi  yoksaOptalidon mu kullanayım diye fikrinizi  soruyordum. Halkın bana gösterdiği büyük güven sonunda şunu anladım ki sizlere  bir şey  sormaya ihtiyacım kalmamıştır. Artık son kararı  ben vereceğim” bu sözlerdeki  çoğunlukçu  otoriter  eğilim  Menderes’in  hayatına   mal olacaktı. 

Demokrasi bir çoğunluk  rejimidir. Çoğunluğun  tiranlığına da dönüşebilir. İşte Milli Birlikçilerin endişesi tam da bu  noktadaydı. İktidarı elbette sivillere bırakacaklardı. ama rövanşistlere değil.

İktidarı kendileri ile işbirliği yapacak bir siyasi elite  bırakmak istiyorlardı. Bunun  altyapısını  hazırlamaları  gerekiyordu. Demokrat Partiyi kadro ve  düşünceleri ile birlikte tarihe gömeceklerdi. 

Bu koşulları  inşa ettikten sonra çok partili hayatadönme kararı  vermişlerdi. Komite bu eylem planında başarılı olamadı. Sadece yükselen muhalif dalgayı ötelemeyi başardı.

YUVARLAK MASA  TOPLANTILARI SÜRECİ  NASIL BAŞLADI? 

MBK  koşullara uygun bir strateji izlemek zorundaydı. Siyasi partilere kendi koşullarında bir geçiş planını kabul ettirmek istediler. Genel olarak  istediklerini  aldılar.  Ötelenen sorunlar da olmadı değil.  

MBK, siyasi parti temsilcilerini müzakereye davet etti. Siyasi  tarihimizde bu görüşmeler Yuvarlak Masa Toplantıları olarak anılır. Komite 14'lerin tasfiyesinden sonra 23 kişi kalmıştı. Üyelerden biri de kazada ölmüştü. İhtilalin fiili  lideri Cemal Madanoğlu da 1961 Temmuzunda, “biz bu işi   makam  mevki için  yapmadık”   diyerek komiteden ayrılmıştı. Madanoğlu  Askerlikten de emekliliğini istemişti. Madanoğlunun  tepki  gösterdiği  makam  Milli Birlik Komitesi  üyelerinin tabii  senatör  olmalarıydı. 

Cemal Gürsel, müzakere yeteneği en yüksek komite  üyelerini masaya sürdü.Toplantıya davet  edilen partiler, biri parti genel sekreteri veya  genel başkan  yardımcısı olmak şartıyla partiler üç temsilci  daha getirdiler. Görüşmeler yeni tamamlanan TBMM binasında   yapıldı. Şimdiki Meclis  binasında yani. 

Aktif taraf  komite temsilcileriydi. Bir tarafta iktidarı bırakacak olan cunta diğer tarafta ise iktidara talip olan siyasi parti temsilcileri vardı. 

Müzakereler tamamlanıp mutabakata ulaşınca uzlaşma metni yazıldı. Bazı müzakere başlıkları epey gergin geçti. 

Askerler siyasetçilerden Demokrat Parti’nin  anayasa dışı tutum ve davranışları ile meşruiyetini kaybetmiş bir yönetim olduğunu kabul etmelerini istediler. İkinci husus da, devam etmekte olan Yüksek Adalet Divanı yargılamalarının  meşruiyetinin   sorgulanmaması idi.  

 MÜZAKERELERİN  PROTOKOLA BAĞLANMASI VE  TUTANAKLAR 

Yuvarlak Masa Toplantıları öncesinde MBKsiyasi parti genel başkanlarını  davet etti. Bu  toplantılara davet edilen Memleketçi Serbest Parti örgütünü tamamlayamadığı gerekçesiyle 1961 genel seçimlerine YSK kararı ile katılamayacaktı. Adalet Partisi ile eş zamanlı olarak kurulan Türkiye İşçi Partisi de YuvarlakMasa Toplantılarına çağrılmadı. TİP de  1961 seçimlerine katılamayacaktı. Müzakereler “Milli Ant”adı verilen bir metnin parti genel başkanları tarafından imzalanmasıyla sonuçlandı. 

Milli Antbelgesinde ana  tema devrik Demokrat Partinin suçlu olduğunun  ilanıdır. CHP dışındaki partiler  Demokrat Parti'nin isminin metinde açıkça zikredilmesinden hoşnut olmadılar. Ama kabul etmek zorunda  kaldılar. 

Diğer siyasi partiler ihtilale giden süreçten CHP'nin de sorumlu olduğunu söylediler.  CHP’lilerle MBK temsilcileri arasında ciddi bir tartışma yaşanmazken; Adalet Partisi ve YTP’lilerle Komite arasında gerginlikler yaşandı. Görüşmeler alt komisyon düzeyinde 31 Ağustos-4 Eylül 1961 tarihleri arasında 5 birleşim halinde yapıldı. 5 Eylül’de Çankaya'da Milli Ant  parti genel  başkanları tarafından imzalandı.

Bu görüşmelerin  tutanakları  yakın  zamanlara kadar iki kopya olarak  mevcuttu.  Biri Türkiye Büyük Millet Meclisi Kütüphanesine Milli Birlik Komitesi  üyesi Fikret Kuytak tarafından  bırakılmıştı. Cildin üzerinde Kuytak’ın ismi vardı.  Diğeri ise Amsterdam Sosyal Tarih  Arşivi Türkiye Bölümünde muhafaza altında  idi. 

Şu anda, tutanaklar, konuylailgili iki öğretim üyesinin  gayretleri  sayesinde  matbu olarak ulaşılabilirdurumdadır. Tutanaklar  tekrar  basılmıştır. Tutanaklar üzerinde Prof.Dr. Emine Gürsoy gözetiminde Yılmaz Yıldırım çalışmıştır. Bilindiği  gibi Emine Gürsoy hoca  Celal Bayar’ın torunudur. 

YENİ  TÜRKİYE  PARTİSİ’NİN  YÜKSEL  MENDERES’İ TRANFER ETMESİ 

Yüksel Menderes Adnan Menderes'in büyük oğludur. Berin Hanım’ın   çocukları ile birlikte Adnan Bey'i Yassıada’da ziyaret ettikleri zaman çekilen resimler, eski başbakanın yüzüne yansıyan haleti  ruhiyesi  hakikaten  üzüntü vericidir. Perişan olmuş  bir ailenin resimleridir  bunlar.  Ben Adnan Menderes'i siyaseten  sorumlu ve suçlu görürürüm. Türkiye’yi başka  türlü yönetmeli idi. Bu başka bir şey, meselenin  insani  yönü başka bir şey. Bu nedenle  bu resimler  beni olumsuz etkiler. Ada Komutanı Tarık Güryay’ınyüzündeki  ifade de hiç  hoş değildir. 

Gelelim Yüksel Menderes meselesine, Demokrat Parti içinde Menderes ile anlaşamayan bir hizip  partiden  ayrılmıştı. Parti yöneticilerini   liberal ve demokratik yoldan uzaklaşmakla suçlayarak. Bir isimlerden bazıları  Hürriyet Partisinde yer almıştı.  

27 Mayıstan sonra  Ekrem Alican Milli Birlik hükümetlerinde bakan olarak da görev almıştır. Bu Demokrat Partinin devrilişini meşru görmek demektir. Kendilerini  gerçek Demokratlar olarak  gören bu eski Demokrat Partililer  Komite ve Cemal Gürsel tarafından  kollandılar. Desteklendiler. Komite’nin YTP’yeyakınlığı  şu mesajı da içeriyordu. Biz CHP  adına  ihtilal yapmadık. Liberalizm yolundan sapmayan  Demokratlar (yani YTPliler)  bizim için  makbuldür. Meşrudur. 

Cemal Gürsel açısından bu grup  yoldan çıkmayan Demokratlardı. DP’nin yerini  alabilirlerdi. YTP,  Adalet Partisi ile rekabet edebilmek için Yüksel Menderes’i  transfer edince ilişkiler gerildi. Bir süre sonra Menderes’in oğlu  partiden ayrılmak zorunda kaldı. 

OSMAN  BÖLÜKBAŞI’NIN  KOMİTE İLE  GERGİN İLİŞKİLERİNİNİN  NEDENİ NEYDİ? 

Osman Bölükbaşı ihtilalden azami faydayı sağlamak için çeşitli  taktikler  denedi. Öncelikle  ihtilalcilerin yanında vaziyet almamak gibi bir politika izledi.

Kurucu Meclise girmek istemedi.  Sonradan kabul etti.  50'li yıllarda sadece Kırşehir'den bir milletvekiliyle temsil edilen partisi 50’lerin sonunda Türkiye Köylü Partisi  ile  birleşerek Cumhuriyetçi Köylü  Millet Partisine dönüşmüştü. Sadece seçim meydanlarında var olan bir  partiydi. 

CKMP 25 üye ile Kurucu Meclis'te temsil edildi. Bu bana hep tuhaf gelmiştir. CHP'nin üye sayısı ise 49 idi. Osman Bölükbaşı siyaset tarzını hiç beğenmediğim bir politikacıdır. Anadolu Fırtınası  olarak anılsa da. Temel motivasyonu İnönü ve CHP düşmanlığıydı. Tek parti  döneminde yurt dışında fen bilimleri alanında burslu okumuştu. Dönüşünden itibaren hep İnönü aleyhinde bulundu.  Fevzi Paşa'nın başında bulunduğu bir darbe örgütlediği  gerekçesiyle tutuklandı yargılandı. CHP'yi devirmek için darbe dahil her yol  mubahtır diyen müfritler arasındaydı. İnönü’ye  darbe  teşebbüsü girişiminin içinde olduğundan  eminim. Ama ispat edemem. 1946’dan itibaren Demokrat Parti’nin içinde yer almıştı. Celal Bayar bu tür eğilimleri olan   simaları  partiden çıkardı. DP’den atılan  bu çevre Millet Partisini  kurdu. 

50'lerde  Osman Bölükbaşı'nın  Demokrat Parti ile arası epey bozuktu. Hükümetin  manevi şahsiyetini tahkir  suçlamaları ile  birkaç kez dokunulmazlığı kaldırıldı ve yargılandı. Menderes ile arası hiç  iyi değildi. 

Bence Bölükbaşı sadece etkili  konuşmalar  yapan bir demagogdu. Siyasi hayatı boyunda  liderlik ettiği  partinin  iktisadi ve siyasi olarak  neyi  savunduğu  belli  değildir. 

50'lerde daima İsmet Paşa'ya uzak durdu. Siyasi çizgisi hakkında muhafazakarlıkla harmanlaşmış bir tür taşra milliyetçiliği olduğu  söylenebilir.  Polemik yeteneği, sert üslubu nedeniyle DP grubu ile sık sık gerginlikler  yaşadı. TBMM  genel kurulunda  yaptığı konuşmalar  nedeniyle  dokunulmazlığı  kaldırıldı. Tutuklandı, yargılandı. Bu tamamen  anayasaya aykırı idi. Tutuklu iken milletvekili  seçildi. 

61 demokrasisi kurulurken Komiteye ve  Milli Birlik Komitesine daima sorun çıkardı.   Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi  genel başkanı olarak Milli Antlaşmaya şahsen  imza koymadı. CKMP’yi Ahmet Oğuz temsil etti. 

15 Ekim seçimlerinden önce CKMP adına 2 Ekim 1961 tarihli  radyo konuşmasında MBK ve Gürsel’i  öfkelendiren şeyler söyledi. Gürsel  “Allah ıslah etsin. Onu millete  havale ediyorum” babında bir şeyler söyledi.  

Bölükbaşı’nın  siyasetteki  tarzını  Osman Yüksel Serdengeçti’ye  benzetirim. Günümüzde de ona benzer bir siyasetçi var. Yenilerde bir parti kurdu. Kim olduğunu da  siz tahmin edin. Yorumlamakta zorlandığım bir oy oranına sahip bu  yeni  parti. 

Bölükbaşı'dan başlayarak burada andığım üç ismin  ortak özelliği muhafazakarlık ve laiklik karşıtlığı temelinde meydan nutku ustası olmalarıdır. Bunun dışında bir özellikleri yoktur.

Antlaşmanın imza edilmesinden sonra CHP antlaşmanın tam metnini parti teşkilatına duyurdu. Diğer siyasi partiler CHP’yi takip ettiler. Genelgeye uygun hareket edilmesi konusunda Parti teşkilatları  özellikle uyarıldılar. 

Acuner, Okan,Kaplan ve Özgür’den oluşan MBK temsilcileri  teşekkür mahiyetinde siyasi partilerin  genel merkezlerine nezaket ziyaretleri  yaptılar

YÜKSEK ADALET DİVANI KARARLARININ YARATIĞI GERİLİM 

Yassıada  kararlarının tefhiminden (açıklanmasından)  önce ve sonra  Cemal Gürsel parti liderleri ile bir araya geldi.  Kararlar açıklandıktan sonra Milli Antlaşmanın gizli tutulan Yassıada Bölümü kamuoyuna  açıklandı. 

Yüksek Adalet Divanı kararlarını hukukun gereği olarak gören ek protokolün kamu vicdanı üzerinde etkili olduğu  söylenemez. Demokrat Parti’yi suçlu gören pek çok muhalif idam cezalarının  infazını kabul edilebilir bulmadı.  Ben de aynı kanıdayım. İhtilalciler, 27 Mayıs 1960’dan 15 Eylül 1961’e kadar   bir çok  hatalar  yaptılar. Bunlar içinde  en vahimi  idam cezalarının infazına oy çokluğu ile karar verilmesidir. MBK’da yapılan oylama şöyle sonuçlandı: 

Evet : 13 Hayır: 9.

KOMİTENİN RAGIP GÜMÜŞPALA VE ADALET PARTİSİ İLE GERGİN İLİŞKİLERİ 

Ragıp Gümüşpala ve Adalet Partisi’nin Milli Birlik Komitesi ile ilişkileri  baştan itibaren gergindi. Gümüşpala, ihtilale  III. Ordu  komutanı olarak  Gürsel'den sonra katılmıştı. Komite onu önce genelkurmay başkanı yaptı.  Sonra emekliye sevk etti. Gümüşpala Eminsu oldu. Eminsu: Emekli İnkılap Subayları  demektir. Bu nedenle 1960 Ağustosundan itibaren Gürsel ve komite üyelerine  kırgındı.

Demokrat Partiyi ihya etme  programını örgütleyenler ondan yararlanmak istediler. Gümüşpala’nın Adalet Partisi  genel başkanlığı  siyasi paratoner işleviyle açıklanabilir. Gümüşpala,  Gürselle, Adalet Partisi teşkilatının faaliyetleri yüzünden defalarca karşı karşıya geldi. Çatıştılar.  Gürsel, Gümüşpala’ya birkaç kez sert uyarı mektupları  yazdı. AP’nin  kapatılabileceğini ima etti. Fakat gene de Demokrat Parti tabanının onun genel başkanlığı  altında bulunması yararlı görüldü. 

Ragıp Paşa, ek protokolü MBK’nin zorlamasıyla imzalamıştır. Bence Adalet Partisi genel başkanı Ragıp Gümüşpala 1961 seçimlerinden sonra cumhurbaşkanı olmak isteyenlerden biri idi. Resmi söylemi tersi olsa da.  Adalet Partisi seçimi kazansa bile bunu olası görmeyince uzlaşma  formülündekarar  kıldı. Bu da Gürsel seçeneği idi. 

MBK ile zaman zaman  sertleşmeler olsa da Gümüşpala’nın Adalet Partisi Genel Başkanlığı yuvarlak masa toplantılarınınınprotokola bağlanmasını sağlayan önemli unsurlardan  biri olmuştur. 

 Sonuçta Demokrat Parti'nin boşalttığı alana talip olan Adalet Partisi ve Yeni  Türkiye Partisi liderleri komiteyi tatmin eden bir çözüme razı olmadan meclisin açılmayacağının bilincindeydiler. Bu nedenle  bazı şeyleri  kerhen   kabul ettiler. 

MÜZAKERELERDE İSMET  PAŞA FAKTÖRÜ NEDEN ÖNEMLİYDİ?  

İsmet İnönü  sağ siyaset geleneğinde 27 Mayıs'ın müsebbibi  olarak görülür. Bu tamamen yanlış bir düşüncedir.  İnönü Türk demokrasisini kuranve kurumlarını inşa eden tarihi bir kişiliktir. Bana göre çok partili  demokrasiyi  kuran İsmet Paşa,  dejenere  ederek yıkılmasına sebep olan Demokratlar  oldu.

27 Mayıs İhtilalinin  temelsebebi Demokrat Parti yöneticilerinin basiretsiz davranışları olmuştur. 1969'daki ünlü İnönü-Bayar barışmasında Celal Bayar tarafından  hakkı teslim edilse de İnönü bir çok haksızlığa uğramıştır. 

Bu barışma resimleri  beni  her zaman  duygulandırmıştır. İnönü, sağdan da soldan da  saldırılara  maruz kalmıştır. İnönü, 1961'den sonrayeni anayasal düzenin kuruluşunda varlığıyla en büyük güvencelerden biri olmuştur.

27 Mayıs’tan  sonra Milli Birlik Komitesi  ile ilişkileri en iyi olan parti Cumhuriyet Halk Partisiydi. Bu son derece olağandı. Kurucu Meclis  CHP'ninhukuk devleti ve kurumlar demokrasisi anlayışı doğrultusunda bir anayasa yaptı.

Gene de ihtilalciler İsmet Paşa'nın tesiri altında görünmek istemediler.  Hatta mesafeli davrandılar. Ona karşı diğer siyasi partilerle eşit mesafede davranıyor intibaı vermek istediler. Ama-yine de- en çok ona ihtiyaçları vardı. Onunla görüştüler. Fikirlerini aldılar. Çoğunlukla kendi  kararlarını uyguladılar. Bildiklerini okudular.  Yüksek Adalet Divanı’nın kuruluşu, Eminsukararlarıve 147’lerin  üniversiteden çıkarılması  örneklerinde olduğu gibi.

Cemal Gürsel ve komiteciler ona karşı hürmette kusur etmiyorlardı ama  yakın olmak istemiyorlardı. Özellikle Cemal Gürsel seçimlerden sonra İnönü’nün cumhurbaşkanı seçilebilme ihtimalini düşünüyordu. Bu düşüncesinde  haksız da değildi. 

İnönü’nün cumhurbaşkanlığı 1960 sonbaharında mümkün olabilirdi.  İnönü-kanımca-27 Mayıs’ın ilk günlerinde böyle düşünmüş olabilir.Çok partili hayata dönüş daha hızlı olsaydı İnönü İkinci Cumhuriyetin birinci cumhurbaşkanı olabilirdi.

CHP'nin genel sekreteri 1959’dan sonra İsmail Rüştü  Aksalolmuştu. Paşa,  ondan çok memnundu. Bayar’ın Menderes'i başvekili yaptığı gibi muhtemelen Aksal’ı başbakan olarak atamayı düşünmüştü. Eğer kafasındaki erken  dönem senaryo gerçekleşmiş olsaydı.

Bir kere seçimi  kesin kazanacağı   düşüncesindeydi. Eğer seçim 1960 baharında  yapılsaydı CHP  kazanabilirdi. 27 Mayıs müdahalesi CHP’nin yükselişini  durdurdu. 

Ama hemen not etmek isterim ki  bu düşünceler 1960 sonbaharına kadar geçerli olabilirdi.  Ak devrimin bir ihtilal olduğu anlaşılınca herkes koşullara göre davranma zorunluluğunu anladı. 

Cemal Gürsel,1961 seçiminin  kazananı CHP olsaydı. İnönü’den  bir sürpriz bekliyordu. Seçimi kazanmış CHP İsmet Paşa isminde  ısrar etseydi Gürsel ve komite geri adım  atmak zorunda kalırdı. Ama  İnönü ikinci Cumhuriyetin ilk cumhurbaşkanı olma konusunda ısrarla olur muydu? Onu bilemiyorum. 

YUVARLAK MASADA KİMLER VARDI?  KOMİTEYİ  VE PARTİLERİ  KİMLER TEMSİL ETTİ? 

Milli Birlik Komitesi  yönetiminin çok partili siyasi hayata partileri bir protokol ile bağlayarak geçmek isteyeceği   belliydi. Bu bekleniyordu. Siyasi gelişmeler  kendi  haline bırakılamazdı. 

Bu anlaşıldıktan sonra, Devlet ve Hükümet Başkanı Orgeneral Cemal Gürsel öncelikle  İsmet İnönü, Kasım Gülek ve İsmail Rüştü  Aksal ile görüştü. Sonra sırasıyla Ekrem Alican, Ragıp Gümüşpala ve Enver Adakan ile görüşmeyi tercih etti.Bu görüşme  sıralamasınıanlamlı buluyorum.

31 Ağustos'ta Parti temsilcileri yeni meclis binasına davet edildiler. Komiteyi Ekrem Acuner,  Sezai Okan,  Ahmet Yıldız,  Osman Köksal,  Kadri Kaplan,  Sami Küçük  temsil ediyordu. (8  üye) İhtilal Komitesi bir tarafta partiler bir tarafta düzeni ile oturuldu. Müzakeler  bu düzende   sürdürüldü. Gürsel'in bu isimleri tercih etmesi anlamlıdır. Gerektiğinde  sert davranabilecek profilleri seçmişti. 

Parti temsilcilerine gelince CHP'yi Genel Sekreter İsmail Rüştü Aksal, Turhan Feyzioğlu, Emin Paksüt ve   Ferit Melen temsil etti.  Adalet PartisiKamuran Evliyaoğlu,  Şinasi Osman,  Kamil Tekerek, Cumhuriyetçi Köylü Millet  Partisi Abdülhak Kemal Yörük,  Mustafa Kiper, Fuat Arna ve Seyfi Öztürk tarafından tarafından temsil edildi. 

Yuvarlak masa toplantılarında CHP’liler diğer partilerin taarruzuna uğradılar.AP ve YTP komitenin hışmına  uğramamak için itirazlarını CHP üzerinden dile getirdiler. 1968’de CHP’den ayrılarak Güven Partisini kuracak olan isimlerin   masaya gönderilmesi siyaset sosyolojisi açısından anlamlı bulduğumu da  belirtmek isterim.

Adalet Partililer özellikle CHP'yi şikayet ettiler. Demokrat Partili  yurttaşların kuyruk diye suçlandığını ve Atatürkçülüğü  kendi tekellerine  almaya çalıştıklarını söylediler. AP, antikomünizmi metne koydurmak istedi. Buna ırkçılık ve bölücük  karşıtlığı eklendi. 

Gergin anlardan  birinde Kadri Kaplan bütün partileri suçlayarak kendilerini yargılamakla tehdit etti. Komite  sertleşince partiler geri adım attı. Havayı yumuşattılar.  4 Eylül'de Yassıada kararları ile ilgili ayrı bir  protokol yapıldı. Protokolun kararların tefhimi  sonrasında kamuoyuyla  paylaşılması  taahhüt edildi.O zamana  kadar gizli  tutuldu. 

MUTABAKAT METNİNİN ÇANKAYA’DA PARTİ LİDERLERİ TARAFINDAN İMZALANMASI 

Milli Birlik Komitesi ve siyasi partiler arasında  yapılan mutabakata Milli Antlaşma adı verildi. Metni  imzalamak üzere genel başkanlar  5 Eylül 1961 Salı günü saat 16.00 da günü Çankaya’ya  davet edildiler. Beş siyasi parti genel başkanı Cemal Gürsel etrafında yer alacak  şekilde toplandılar. Bölükbaşı gelmedi. CKMP Ahmet Oğuz tarafından  temsil edildi.  Milli  Birlik Komitesinin   üyelerinin tamamı Gürsel’in arkasında   oturdular. 

Temsilciler Meclisi Başkanı, Genelkurmay Başkanı, Kuvvet komutanları, rektörler, yüksek yargı organları başkanları da oradaydılar. Misafirleri Komite üyesi ve  muhafız alayı  komutanı Osman Köksal karşıladı. Toplantı radyoda canlı yayınlandı.Cemal Gürsel ve siyasi parti genel başkanları kısa konuşmalar yaptılar. Misafirlere limonata ikram edildi. 

İmza töreninden sonra gergin hava dağıldı.  Gürsel Paşa, Temsilciler Meclisi başkanı  Kazım Orbay Paşayı ve  siyasi parti liderlerini ayrı bir odada samimi ve neşeli bir şekilde kabul etti. Limonatalı resepsiyon bir süre sonra dağıldı. Ertesi gün Fahri Özdilek'in çağrısı ile basınla da benzer bir protokol yapıldı.  Daha doğrusu basın 27 Mayıs’a sadakat bildirisi   yayınladı. Basın ile toplantı  Ankara Radyasunda yapıldı. Katılımcılardan  en önemli sima bence Ahmet Emin Yalmandır. Yalman uzun süre  gazetesi Vatan’da DP’yi desteklemişti. 1954’tensonra  muhalefete geçen Yalman 27 Mayıs öncesinde  hapis cezasına çarptırılmış, cezaevine  girmişti. 

Böylece Milli Birlik Komitesi seçimlerin yapılması ve parlamentonun toplanması için istediğikoşulları kabul ettirmiş oldu. Bu-en azından- kağıt üzerinde bir üstünlük  sağlayacaktı. 

SEÇİM SONUÇLARI VE CEMAL GÜRSEL İSMİ ÜZERİNDE ANLAŞMA

TBMM  seçimleri 15 Ekim 1961 günü  yapıldı. Milli Birlik Komitesi seçim  sonuçlarındanmemnun olmasa da iktidarın ortada kalması Gürsel'in ve komitenin pazarlık gücünü arttırdı. İhtilali biz yaptık. Belirleyici aktör biziz sonucu doğdu.Gürsel’in seçimini  sağlayan ana faktör  seçimlerden  tek başına iktidar  çıkmamış olmasıdır. 

SON BİR DEĞERLENDİRME 

Yüksek Adalet Divanı  kararlarının 15 Eylül'de açıklanması ile 25 Ekim'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açıldığı tarihe kadar Türkiye'nin bir kargaşa ortamına  sürüklenme riski vardı.  Bu ortamdan çıkışı sağlayan Cemal Gürsel, İsmet Paşa ve Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay olmuştur.  Bu isimlerin kararlı duruşları sayesinde meclis açılabilmiştir.

Türkiye'yi bir Latin Amerika ülkesine çevirme potansiyeli taşıyan 21 Ekim protokolüne karşı demokrasiye  dönüşü sağlayan 24 Ekim Çankaya Protokolü Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışını sağlamıştır.