Beklenen İstanbul Depremi ile ilgili en dehşet verici uyarı Prof Dr. Celal Şengör’den geldi.
“Hayatta kalanlar keşke ölseydik diyecek!
Tuzla’dan Silivri’ye kadar uzanan güney sahil hattındaki yapı stokunun ciddi anlamda taşıdığını, 7 şiddeti üzerindeki bir depremde bu binaların büyük bölümünün yıkılacağını ifade eden Şengör, dolgu alanlar ve dere yatağında bulunan yapıların büyük tehdit altında olduğunu dile getirdi.
Prof Naci Görür de kent kent dolaşıp, üniversitelerde, belediyelerde konuşma yapıp uyarıyor; “Ülkemiz canlı fay sistemleri ile tehdit altında. Herhangi bir yerde herhangi bir zamanda afet boyutunda büyük bir depremle karşılaşabiliriz,” diyor.
Bu iki değerli bilim insanı siyasi erki, yerel yönetimleri, Türk halkını çarpıcı açıklamalarıyla uyarıyor.
İstanbul depremi olursa, Türkiye ekonomik olarak yıkılır, ayağa kalkamaz diyorlar.
Kimin umurunda?
Hafif bir yağmurda trafiği kilit olan olan İstanbul, büyük yıkımı, kaosu, büyük yıkım sonrası olacakları, yağmayı, talanı halka anlatılmayan birçok meseleyi nasıl göğüsleyecek?
Beklenen İstanbul depremi, sorumluluğu İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bırakılmayacak kadar ciddi ve yaşamsal bir konudur. Tüm kurumlarıyla Devlet İstanbul Depremi’ne hazırlık yapmalıdır.
Beklenen tehlike Celal Şengör’ün, Naci Görür’ün uykularını kaçırıyorsa, siyasi erkin de uykusunu kaçırmalıdır.
Sadece İstanbul’da değil, canlı fay hattı geçen tüm kentlerimizdeki yapı stoku çok eski. Şehirlerimiz ömrünü tamamlamış, 40 yıllık, 50 yıllık binalarla dolu. İzmir, Bursa, Kocaeli, Adana, Antalya, Mersin, Eskişehir, hangi kente gitsem, genel manzara; yıllanmış, yıpranmış, çürümüş bir yapı stoku!
Zor mu tüm ülkeyi kentsel dönüşüme sokmak?
Depreme dirençli kentler kurmak?
İnsanlar çaresiz, çürümüş, yıllanmış binalarında “Allah göstermesin” diyerek, yaşamaya devam ediyor. Çünkü yeni binalardaki kiralık daireler ateş pahası.
Yeni binada bir daireye sahip olmak, orta gelirli bir vatandaş için tüm hayatı boyunca gerçekleşmesi mümkün olmayan bir hayal.
Yapılan bir araştırmaya göre, Türkiye'deki tüm insanları 300 metrekarelik alanlara yapılan evlere yerleştirdiğimizde, 8 bin 478 kilometrekarelik alana sığabiliyoruz. Bu da yüzölçümü 8 bin 650 kilometrekare olan Muş'la neredeyse aynı. Geriye ise 761 bin 154 kilometrekarelik alanımız kalıyor.
Afet bekleyen büyük kentlerimizden belki de yavaş yavaş ayrılma zamanı.
Yeni Türkiye’nin yeni siyasi anlayışı, insanlarına mutlu bir hayat yaşayacakları, yeni cazibe merkezleri yaratmakla mümkün olacak. Eski betonlara hapsolmuş hayatlar değil.
Yeni Türkiye’nin yeni siyaseti, insan hayatını önemseyen, her bireye değer veren, yaşamları zorlaştıran değil, güzelleştiren bir anlayışta olmalıdır.
Çünkü insanca yaşamak bir haktır!
Çok Okunanlar
İsa Aras Mersinli’nin atış poligonundaki görüntüleri ortaya çıktı
MHP'de teşkilat fesihlerinin ardı arkası kesilmiyor!
Nottingham Forest yarı finalde: Pereira’yla İstanbul hayali güçleniyor
Ünlü kamu müteahhidi hakkında yakalama kararı!..
Anadili gibi İngilizce biliyor, baba dili gibi silah kullanıyor
Fenerbahçe'de Kim Min-Jae sesleri!
Boğaziçi Üniversitesi, korumalara 2,4 milyon TL’ye çevik kuvvet eğitimi aldı
Küresel ve yerel ekonomide fay hatları: İflas dalgası ve dayanıklılık sınavı
Televizyon dizilerinde yeni dönem: Şiddet sahnelerine kısıtlama geliyor
Fatih Altaylı'dan ROK'un 'Kanser oldu' iddiasına sert yanıt