Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
56,3209
Dolar
Arrow
48,5546
İngiliz Sterlini
Arrow
65,6891
Altın
Arrow
6882,5867
BIST
Arrow
14.467

Orada bir BRICS var uzakta!

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Tarihler çakışınca ben de geçen haftadan devam edeyim dedim. Geçen pazar yazısında Türkiye’nin günümüz dünyasına damga vuran Asya Çağı’ndaki konumuna değinmiştim. Bugün ise Hindistan’ın Başkenti Yeni Delhi’de düzenlenen 18. Zirve nedeniyle BRICS’ten ve yine bunun Türkiye ile alakası(zlığı)ndan bahsedeyim.

BRICS son yıllarda adından sıkça söz ettiren ve Batı merkezli iktisadi sisteme alternatif olma iddiası ile gündeme gelen uluslararası bir örgüt. 2000’li yılların başında yatırım bankacısı O’Neill tarafından BRIC kısaltmasıyla (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin) yükselen ekonomileri betimlemek için tedavüle sokulan bu kavram, Güney Afrika’nın katılımından sonra BRICS adını alarak bambaşka bir hüviyete büründü. Son genişleme dalgalarıyla Mısır, İran, Endonezya, Etiyopya ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin katılımıyla üye sayısı on oldu.

Asya coğrafyasına has ve yumuşak güç tehditleri odaklı Şanghay İşbirliği Örgütü’nden farklı olarak BRICS özünde, dünyanın farklı coğrafyalarındaki ülkelerle anılan ve dış ekonomik ilişkilerle öne çıkan bir yapılanma. Kurumsal gelişimini henüz tamamlamayan ve uluslararası bir platform olarak da görülen BRICS, bu yönüyle Batılı zenginler kulübü olarak anılan G-7 platformuyla da kıyaslanabilir. Satın alma gücü paritesiyle G-7’yi geçerek dünya ekonomisinin üçte birinden fazlasını ve dünya nüfusunun yaklaşık yarısını oluşturan örgütte, üye ülkeler arasındaki ticari ve kültürel etkileşim düzenli olarak artma eğiliminde. 

BRICS; ulusal egemenliğe saygılı, katı ve bağlayıcı olmayan kuralları ile Batı merkezli kurumlardan umduğunu bulamayan üçüncü ülkeler için bir cazibe merkezi. BRICS’i özgün kılan özelliklerden biri de farklılıkları zenginlik görmesi ve çeşitli kıtalardan gelen üyelerin ortak anlayışıyla, küresel tekçi kültür yerine Batı dışındaki geleneksel kültürlerin yaşatılmasını ön plana alırken herhangi bir medeniyet karşıtlığını reddetmesi. Bu nedenle BRICS’i anlatan en özlü ifade ‘Batı değil ama Batı karşıtı değil’.

Bu zamana kadar kaydedilen artıların yanında BRICS’in geleceği açısından bir de madalyonun öbür yüzü yani sorunlar da var. Bu bağlamda, görece yeni bir uluslararası örgüt olan BRICS’in nereye evrileceği tartışmaları gündemi meşgul ediyor. Her ne kadar bazı ortak noktalarda buluşsalar da BRICS üyesi ülkelerin birbiriyle özdeş politikalar izlediğini ve çıkarlarının tümden örtüştüğünü iddia etmek güç. Buna dair en güzel örnek, üyeler arasında dolarsızlaşma eğilimi kapsamında ulusal paralarla ticaret konusunda uyum olmasına karşın, ortak para biriminin yaratılmasında tereddütlerin bulunması. 

BRICS içi tartışmalar ve aynı G-7’de olduğu gibi platforma dahil bazı ülkeler arasındaki karmaşık ilişkiler gelecek açısından kilit rol oynayacak gibi görülüyor. Örgütün motor gücü Çin ile, hızla yükselen bu ülkeyi dengelemek için yoğun ABD-İsrail desteği alan Hindistan arasındaki rekabetin burada altını özellikle çizmek gerekiyor. Nitekim bu çekişme örgütün genişleme poitikasında bile kendini hissettiriyor. Örneğin, Çin’in desteklediği İran’a karşılık olarak Hindistan gibi ABD-İsrail bloğuyla yoğun ilişkileri bulunan Birleşik Arap Emirlikleri’nin de BRICS’e dahil edilmesi dikkat çekiyor. 

BRICS kurumsal yapısı incelendiğinde de bazı iniş çıkışlar saptanabiliyor. BRICS’in en önemli sütunu; 100 milyar dolar sermaye ve baştaki beş ülkenin ortaklığıyla kurulan Yeni Kalkınma Bankası. Çok taraflı bir işleyişe sahip olan ve genelde altyapı projelerini finanse eden bu banka, üye ülkelere dolar dışında kendi ulusal para birimlerinde kredi sağlama imkanıyla ön plana çıkıyor. Ayrıca BRICS Yeni Kalkınma Bankası bünyesinde, üye ülkelerde yaşanabilecek iktisadi krizlere karşı finansal istikrar amaçlı likidite sağlamak üzere ‘İhtiyati Rezerv Düzenlemesi’ bulunuyor. Ancak başlarda IMF’ye alternatif olarak tasarlanan sözkonusu mali çerçevenin bu zamana kadar istenileni veremediği biliniyor. 

Yenilenen dünya sisteminin referans noktalarından biri olmak için BRICS’in kurumsal evrimini bir üst seviyeye taşıyarak bazı kritik noktalarda somut adım atması gerekiyor. Bu çerçevede BRICS özelinde jeoekonomik güç dengelerini derinden sarsacak bir konu tartışılıyor: BRICS Ödeme Sistemi. “BRICS Bridge/Pay” olarak da adlandırılan bu sistem, uluslararası ödemelerde ABD kontrolündeki Swift dışında ortak bir mekanizmayı ifade ediyor. Buna göre, üye ülkelerin birbirleri arasındaki mali transferlerde blokzincir tabanlı dijital bir uygulamanın Merkez Bankaları aracılığıyla mahsuplaşmayı da içerecek şekilde düzenlenmesi öngörülüyor. BRICS ülkelerinin Merkez Bankası Dijital Parası (CBDC) konusunda öncü oldukları, yıllardır dijital varlıkları iç mali sistemlerinde başarıyla test edip kendi mesajlaşma sistemlerini geliştirdikleri dikkate alınırsa ortak bir ödeme sisteminin kurulması zor gözükmüyor. İki veya çok ülke arasındaki ödemelerin ABD kontrolünden bağımsız yapılması, hem tek taraflı yaptırım tehditlerinin ortadan kaldırılması hem de BRICS’in kuruluşundan bu yana ilk kez Batı ekonomik sistemi dışında somut bir alternatif sunacak olması nedeniyle kaydadeğer. Ancak burada kesin bir karar alınması şart. Bu konunda irade ortaya konabilecek mi yoksa BRICS içi tartışmalar alevlenecek mi bunu anlamak için de nereden baksanız en az bir yıla ihtiyaç var.

Gelelim Türkiye ve BRICS ilişkilerine. Seksen senedir Batı sisteminde yer alan ve temel kalkınma sorunlarını çözemeyip devamlı iktisadi krizlerle boğuşan Türkiye açısından BRICS’e üyelik hem alternatif finansal kaynaklara erişim hem de yükselen güçlerle işbirliği fırsatları içermesi nedeniyle olumlu görünüyor. Üstelik BRICS’e üyelik için herhangi bir egemenlik devri şartı bulunmuyor ki bu da benim gibi ister Atlantik isterse Asya merkezli olsun, uluslararası örgütlere temkinli yaklaşan biri için olumlu bir özellik. 

Bununla birlikte, on yıllar boyunca örülen menfaat ağlarının sonucu olarak uluslararası ilişkileri sadece Batı ekseninde okuyan zihniyetin hâkim olduğu bir ülkenin BRICS ve dünyadaki diğer güncel fırsatlardan ne derece faydalanabileceği tartışmaya açık. Dünya dijital devirde yenilenme sürecine girse bile bu tartışmalar bize ulaşmıyor. Dahası, son zamanlarda gerek ekonomisini gerekse dış politikasını tekrar Batı’ya endekslemiş gözüken ve buna uygun kadroları önceleyen iktidar için BRICS üyeliğinin söylem bazında kaldığı ortada. Hele ki dış ekonomik ilişkiler boyutuyla öne çıkan BRICS’e, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Ekonomi Bakanı Mehmet Şimşek gibi isimlerle gerçekten girilmek istendiğini düşünmek, hayalden öte bir fanteziyi çağrıştırıyor. Kısacası Ankara için her yol Roma’ya çıkıyor, BRICS adeta uzaktaki bir köy gibi kalıyor!

Bu vesileyle, geçen hafta bahsettiğim Türkiye’de gayriciddi ve ‘ortaya karışık’ yapılan Doğu-Batı, Avrasya-Atlantik tartışmalarına tekrar değinmekte fayda var. İnsanımız ve ne kadar ironiktir ki daha çok da elitimiz maalesef üzerine biçilen deli gömleklerini yırtamıyor, önyargıları kıramıyor. Bir yerde Doğu-Batı sözcükleri geçince Doğu berbat, Batı mükemmel şekilciliği aşılamıyor. Acaba bugünün dünyasında durum gerçekten öyle mi? Mesela ülkemize Batı gerçekten ilerleme ve demokrasi getirirken, Doğu gerilik ve otoriterlik mi vadediyor? Eğer öyleyse son yıllarda Ankara dümeni tekrar ABD’ye kırdığı için son sürat kalkınmamız, demokrasimizin de yeşermesi gerekmez miydi? Peki öyle mi oldu, yoksa Batı’ya yanaşınca ekonomimiz ‘buhranlı’, demokrasimiz ‘butlanlı’ mı oldu? Yakın tarihe bakarsak mesela 12 Eylül 2010 referandumu yine demokrasi, ilericilik diye pazarlanırken yargıyı fetöye emanet edip 15 Temmuz’un yolunu açmadı mı? Kumpas davalardan Balyoz’da ‘demokrasi beşiği’ AİHM tutuklama süreleri için ‘adil’ diyerek garabet bir karar vermedi mi? Ve en önemlisi, 12 Eylül 1980’de Türkiye’de darbe yaptırıp format değişikliği hazırlayan NATO müttefikimiz ABD acaba bize demokrasi mi getirdi yoksa otoriterlik mi? Sorular çoğaltılabilir ama esas olan, uluslararası ilişkilerin çıkar temelli olduğu; ilerleme ve gelişmenin dış bloklarla kurulan ilişkilerle değil sadece ve sadece ilgili ülkenin iç dinamikleriyle sağlanabileceğidir. Atatürk devrimleri modeldir.

Ta Soğuk Savaş döneminden kalma zihinsel alışkanlıklarla dünyayı siyah-beyaz görmek çağdaş beyinler için artık mazide kalmalı. Dünya yenilendi. Güç dengeleri değişti. Bu bilinçle, ayağı Anadolu’ya basanlar için her şeyden önce şu unutulmamalı: Cumhuriyetin temel niteliklerinin aşındığı, toplumsal ve ekonomik sorunların arttığı, liyakatsizliğin her yeri sardığı ve bağımsızlık yıpratılırken nihayetinde ulus devletten bile vazgeçmenin tartıştırıldığı bir Türkiye Atlantik’te kalsa ne olur, Avrasya’ya gitse ne çıkar? Bence biz, biz yani Türk kalalım. Bu bize yeter!