Yıl 1925
İran’da yaklaşık 131 yıl süren Kaçar Hanedanı devrilmiş, ülkeden kaçmıştı.
Tam da Atatürk o yıllarda Genç Cumhuriyetin temellerini atmış, İç ve Dış politika üzerinde çalışıyordu.
Kaçar Hanedanının yerini Rıza Han almıştı. Türkiye’de yeni kurulan Cumhuriyet rejimi Rıza Han’ın da ilgisini çekiyordu. O, Atatürk gibi modernleşme yanlısı ve yenilikçiydi. Ancak iki kesim İran’da sanki iş birliği yapmış gibi Cumhuriyet rejimine karşı çıkıyordu;
Biri İngilizler, diğeri de Mollalar.
Atatürk hemen bir hamle yaptı ve İran’ın Tahran Büyükelçiliğine Memduh Şevket Esendal’ı atadı. Çünkü İran’ın Cumhuriyet rejimine geçmesini istiyordu. Atatürk, Memduh Şevket Esendal aracılığıyla Rıza Han’a “Kacar monarşisini kaldırmakla iyi yaptığını ama yerine kendi hanedanını koymamasını ve Cumhuriyet ilan etmesini” önerdi. “Böylece Rusya-İran-Türkiye olarak yıkılan eski hanedanlıklarının yerine Cumhuriyet ilan eden üç güçlü komşunun Batı emperyalizmi karşısında daha sağlam durabileceklerini” söyledi. Ancak Rıza Han, Memduh Şevket Esendal’a “bunu yapamayacağını, İran halkının şahlığa alışık olduğunu, başka bir rejimle yönetilemeyeceğini, İngilizlerin buna karşı çıktıklarını ve aynı şekilde dini grupların, yani Mollaların da cumhuriyete karşı olduklarını” belirtti.

Ve akabinde Rıza Han 12 Aralık 1925’te meclis kararıyla İran’da şahlığını ilan etti. Kaçar hanedanlığının yerini, Pehlevi hanedanlığı aldı.
Yani, Monarşi rejimi olan hanedanlık, şahlık, krallık, Taçlık devam edecekti.
Rıza Han’ın unvanı da, Şah Rıza Pehlevi oldu.Şehinşah’dı. Yani, Şahların şahı idi.
Atatürk’ün artık komşusu ile iyi geçinmekten başka çaresi yoktu. Şah Rıza Pehlevi ile ikili dostluklarını sürdürdü. Cumhuriyet Rejimi altında Türkiye’de yaptıkları devrimleri ve yenilikleri göstermek için kendisini Türkiye’ye davet etti. Şah Rıza Pehlevi daveti kabul etti ancak 9 yıl sonra 1934 yılında Türkiye’ye gelebildi.
Atatürk bu ziyarette ona çok özel ilgi gösterdi ve Yeni Türkiye’nin bütün gelişmişliğini ve Cumhuriyet rejimi altında yaptıkları atılımları bizzat gösterdi.

Atatürk aslında burada bir şeyi seziyordu. Doğu kapımız olan İran’ın Türkiye’yi örnek alıp bir an önce iç politik sorunlardan sıyrılarak Cumhuriyet rejimine geçmesini ve bu rejimin şemsiyesi altında, Batı Emperyalizmine karşı İran’ın Ortadoğu’da sağlam temeller üzerinde kalkınmasını istiyordu. İran ile Türkiye sırt sırta verecek, yanına Rusya ve diğer ülkeleri de alacak ve Ortadoğu’ya yabancı kimseyi sokmayacaklardı.
Çünkü şunu biliyordu ki, petrol zengini olan İran’ı emperyalistler rahat bırakmayacaktı.
Şah Rıza Pehlevi Türkiye’ye geldi gördü, yapılanlar karşısında hayran kaldı. Önemli fabrikaları gezdi, toplumdaki yenilikçi heyecanı gördü.
Son günü, Çankaya’da bir veda yemeği verildi onuruna. Yemekte Türkçe konuşuldu. İran Şahı da Türkçeyi iyi konuşuyordu. İran Şahı ile Atatürk arasında şu konuşma geçti;
İran Şahı:
-“Biraderim! Yarın memleketime dönüyorum. Ziyaretim çok yararlı oldu. Burada gördüğüm yeniliklerin çoğunu orada uygulayacağım.”
Atatürk:
-“Çok memnun oldum. Kardeşiz. Komşuyuz. Birbirimize benzersek iyi olur. Yalnız Ahundlarınızane yapmayı düşünüyorsunuz?
İran Şahı:
-“ Bu konuda bir şey yapamayacağım. Onlar beni destekliyor. İyi geçiniyoruz. Onlara dokunmayacağım.”
Ahund demek, molla demekti. Atatürk İngilizlerle işbirliği yapıp İran’da Cumhuriyet ilan edilmesine karşı çıkan Molaları İran’ın gelişmesinin önünde engel olarak görüyordu.
O yüzden Molalara ne yapacağını sormuştu. Olumsuz cevap alan Atatürk sözlerine devam etti. “Unutmayın ki toplumda köklü değişiklikler yapmak isteyen her lider, gericilerle savaşmaya ve bunu kazanmaya mecburdur. Yoksa on, yirmi, belki elli yıl sonra din adına hareket ettiğini iddia eden biri çıkar. Her şeyi alt üst eder” dedi.
Ama Şah Rıza Pehlevi Atatürk’ü dinlemedi.
Mollalarla ilgili bir şey yapmadı. Ardından II. Dünya Savaşı başladı. Rıza Pehlevi İngilizlere karşı Almanlara yakın durdu. Almanlar Sovyetler Birliği’ne saldırınca İngilizler, Ruslarla birlikte1941 yazında İran’a girdi. Çünkü İran’da zengin petrol yatakları vardı ve kontrol altında tutmak istiyorlardı.
İngilizler Rıza Şah’a 1941 tarihinde istifa ettirdiler. Oğlu Muhammed Rıza’yı tahta çıkardılar. Ardından Şah Rıza Pehlevi’yi tee Güney Afrika’daki Johannesburg’a sürgün ettiler. Şah Rıza Pehlevi orada öldü.

İlginçtir, Rıza Pehlevi’nin“onlar beni destekliyor, onlara karşı bir şey yapmayacağım” dediği Ahundlar, yani Mollalar, bu olayda İngilizleri desteklediler. Şah Rıza Pehlevi’yi desteklemediler. Sırtından vurdular.
Her neyse.
Oğul Muhammed Rıza Şah, ulemaya karşı yumuşak tutum sergiledi. Ulemanın Kerbela’da tekrar yas törenlerine başlamasına izin verdi. Devlet kademelerinde Ramazan ayında bazı dini kurallara uyulmasına ses çıkarmadı. Arabistan ile ilişkiler düzeltildi Hac yasağı kaldırıldı. Ulemanın, yani Mollaların, başı açık kadınların Pazar ve çarşıda alış-veriş yapmasını yasaklamasına izin verdi.
Ulema bu yasakları Muhammet Şah Rıza’yı destekleyerek ve ona yakın durarak yapıyordu. O yüzden o da ses çıkarmıyordu. Hatta Ulema sınıfının tek yetkilisi olan Ayetullah Burucerdi, iki bin din adamıyla Kum kentinde Şah yanlısı bir toplantı yaptı. Bu toplantıda, ulemanın siyasete karışmaması gerektiği bile vurgulandı. Oğul Muhammet Rıza Şah Mollaların bu iki yüzlü, bu sinsi politikalarını ya fark etmiyorduya da müdahale etmeye cesaret edemiyordu.Ama şu gerçekti ki Ahundlar, yani mollalar tarafından kandırılıyordu.
1951 yılında Muhammet Rıza Şah’ın karşısına sol ve sosyal politikalarla Dr. Muhamet Musadık çıktı. Başbakan oldu. Şahın İngilizlerle yaptığı petrol anlaşmalarına ve Amerika ile yakınlaşmalarına karşı ulusal-Millici bir söylem ortaya çıktı. 1951’in Nisan ayında Millileştirme kararına başladı. Muhammed Musaddık sokak gösterileri yaparak yoğun katılımlı kitlesel hareketler yaparak en başta petrol olmak üzere ülkede geniş bir millileştirme kampanyası başlattı.

Şah Rıza’nın tek adam sistemine de karşıydı.Musaddık ve önderlik ettiği Ulusal Cephe Partisi, halk arasında güçlenmeye başladı. Ancak İki yıl sonra 1953 te İngiltere ve Amerika’yı yanına alan Şah, bir darbeyle Musaddık’ı devirdi.
Ülkede sıkıyönetim ilan etti.
Musaddık eğer devrilmeseydi, Cumhuriyet ilan edecekti.
Muhammet Rıza Şahda Muhammed Musaddık’ı devirdikten sonra Amerika’nın güdümüne daha fazla girerek ülke içerisindeki diktatörlüğünü pekiştirdi. İktidarını sürdürmeyi başardı. Mollalar Cumhuriyet karşıtı oldukları için Amerika ve İngiltere’den güç alan Şah Rıza’yı desteklediler.
Zaten Musaddık devrilince, Mollalar Şah’ın karşısında kalan tek muhalefet olmuş ve Şah karşıtları ama muhalefetin, yani Ulemanın etrafında toplanmaya başlamıştı.
Muhammed Rıza Şah, Musaddık’ı indirdikten sonra bunun ödülü olarak İngiliz şirketleriyle masaya oturdu ve İran petrolleri tekrar dünya pazarına çıktı, ambargolar kalktı. Ama Şahın tek adamlık yönetiminin ve diktatörlüğünün bedeli İranlılara pahalıya mal oluyordu. Çünkü masada İngilizler İran petrol gelirlerinin tam %50’sini almıştı.
Atatürk boşuna dememişti. Şah’lığın ve Tac’ın İranlılara ne kadar pahalıya patlayacağını biliyordu. Bunu İngilizlere teslim olan Halifeden biliyordu. Emperyalistler, Halifeyi, Şahı Tacı Pahlevanı, ele geçirince ülkeyi ele geçirmiş oluyorlardı.
Çünkü bunlar şahsi iktidarlarını korumak için her türlü güce sığınıyorlardı.
Muhammet Sadık devrildikten sonra ayrıca İngiltere’nin İran üzerindeki konumu geriledi, ABD bölgede hızla yayılmaya başladı. ABD, Komünizm yayılmacılığına karşı Ortadoğu ve Asya’da bir yeşil hat oluşturma kapsamında Irak, Pakistan, Türkiye’nin yanında İran iç politikasında karışmaya başladı. Bu kapsamda Muhammed Rıza Şah’ı ve İran’daki radikal dinci grupları ve tarikatları besleyip destekledi. İran siyasetini yönetmeye ve dizayn etmeye başladı.
Muhammed Rıza Şah da ipleri tamamen eline alınca SAVAK adlı despotik bir teşkilat kurdu ve toplumu bu teşkilat ile baskı altına almaya çalıştı. Artan toplum isyanına karşı Taç’lığın ve Şah’lığın sürdürülebilmesi için ne gerekiyorsa yapılıyordu. Muhammet Sadık’a karşı yapılan darbe, artan Amerikancı ve İngilizci politikalar ülkede protestoların da artmasına neden oldu.
Ve buna karşı Muhammet Rıza Pehlevi de tacı ve Şahlığı kurtarmak ve korumak ve de iktidarının ayakta tutmak için ne gerekiyorsa yapıyordu. Ve sonunda meclisi kapattı ve ülkeyi kararnameler yolu ile yönetmeye başladı. Meclis kapatılınca ülkede protesto gösterileri tavan yaptı.
Tam da bu dönemde, protestoların tavan yaptığı dönemde beklenmedik bir gelişme oldu. Kum bölgesinin en büyük dini otoritesi Ayetullah Burucerdi öldü. Bu ölüm, ulema içerisindeki bölünmeyi artırdı. İşte o esnada pek tanınmayan bir dini liderin Amerikan ve İsrail karşıtı vaazları öne çıkmaya ve toplumda duyulmaya başladı.
O dini liderin adı;Ayetullah Humeyni idi.

İran’da had safhaya çıkan protestolar Humeyni’nin, Şah,ABD ve İsrail karşıtı vaazları ile birleşince muhalefet doruk noktasına ulaştı. Humeyni, Şahın hedefi haline gelince toplum gözünde iyice büyüdü.
Protestolar da büyüyünce Humeyni sürüldü. Çalışmalarını Paris’te sürdürdü.
Sürgün ona kutsallık kattı ve toplumda geniş taraftarlar topladı. Ve sonuçta, 1979 yılında
Humeyni yanlıları Ramazan ayını suistimal edip, rejim karşıtı gösterileri artırınca Şah Rıza Pehlevibir çok yerde Sıkıyönetim ve sokağa çıkma yasağı ilan etti. Tahran’da halk Jale Meydanı’nda toplandı ve askerlerle çarpıştı. Kimine göre yüzlerce, kimine göre de binlerce ölü vardı. Bu çarpışma isyana dönüştü. Şah ve halk arasında adeta bir kan ve kin denizi oluştu.
İran halkı şah ile köprüleri tamamen kopardı. Jale Meydanındaki isyandan sonra HumeyniSiyonist güçlerin, binlerce masum İranlıyı katlettiğini söyleyerek gösterileri artarak sürdürdü ve bu açıklama üzerine protestolar genel grev dalgasına dönüştü. Tüm işyerleri kepenk indirdi, petrol sanayii, pazarlar, özel ve kamu bankaları, resmi daireler, okullar, demiryolları işletmeleri kapandı.
Ülkede üretim durdu. Ekonomisi çöktü.
Gösteriler İran’ın her tarafına dalga dalga yayıldı. Bunu sol gruplar da destekledi. Çünkü solcular emperyalistlerin ülkeden çıkarılmasını ve Pehlevî monarşisinin yıkılıp yerine Cumhuriyet kurulmasını istiyorlardı. Tahran’da toplanan kalabalığın sayısı 2 milyonu geçmişti
Amerika, desteklediği Şah hükümetini ayakta tutmak için son bir hamle ılımlı bir kişi olan Şahpur Bahtiyar’ı hükümeti kurmak için görevlense de olmadı.Çünkü artık Humeyni sürgün olduğu Fransa’dan dönüş hazırlıklarına başlamıştı.Humeyni, Bahtiyar hükümetini ve Şah’ı tanınmadığını ve şahın İslam’a savaş açan biri oluğunu ilan etti.
Bunun üzerine Şah Rıza Pehlevi 16 Ocak 1979 tarihinde eşi ile birlikte ülkeyi terk etti. Şah’ın 700 bin askerden oluşan ordusu isyan eden halkın karşısında hiçbir işe yaramamıştı.
Ve sonunda Ahund Ayetullah Humeyni, Molla Ayetullah Humeyni Şah Rıza Pehleviyi ve onun şahlık yönetimini yıkma vaadiyle 1 Şubat 1979’da Paris’ten ülkesine döndü.
Havaalanında onu, 3 milyon kişi karşıladı. Ve gelir gelmez kendi Monarşisini kurdu.
Şimdi Şah Rıza Pehlevi’nin torunu Rıza Pehlevi İsrail’in ağlama duvarından dönüp dolaşıp bi tur atıp ve başına kipa takıp İran’a gelecek de, ülkeyi kurtaracak.
He canım he.
Atatürk'ün 1922‘de söylediği gibi "Hangi istiklal vardır ki, yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir".

Son olarak Atatürk Şahların şahı Şehinşah (söylemesi bile komik) Şah Rıza Pehlevi’ye1934 yılında ne demişti bir kez daha hatırlayalım;
“Unutmayın ki toplumda köklü değişiklikler yapmak isteyen her lider, gericilerle savaşmaya ve bunu kazanmaya mecburdur. Yoksa on, yirmi, belki elli yıl sonra din adına hareket ettiğini iddia eden biri çıkar. Her şeyi alt üst eder”.
Baba Şah Rıza Pehlevi, yani şahların şahı Şehinşah, ülkesinde köklü değişimler yapmak istiyordu. Ancak Ahundlara, Mollalara tolerans tanıdı. Onlara karşı mücadele etmedi. Tedbir almadı. Ve sonunda din adına hareket ettiğini iddia eden bir Ahund çıktı, bir Molla çıktı, yani Ayetullah Humeyni çıktı, her şeyi alt üst etti.
Ve bunun bedelini de sadece İran halkı değil, şimdi bütün dünya ödüyor.
Atatürk’e gelince.
O hiçbir tacı, şahlığı, krallığı ve padişahlığı kabul etmedi. Zaten bunlara karşıydı. O halktan ve halkın yönetiminden yanaydı. Şimdi bile onun gölgesinde yaşıyoruz sakin ve sükun içinde. Bu güzel ülkemizde. Eğer O’nun öngördüğü gibi İran’da zamanında Cumhuriyet ilan edilseydi, bugün İran’da Türkiye gibi huzur içinde yaşayacaktı. Sağlıklı ve güçlü bir ülke olacaktı.
O zaman bu bölgeye değil Trampı,
Feriştahı bile giremeyecekti feriştahı.
Çok Okunanlar
'Türk sosyal medya topluluğuna selamlar olsun'
Dubai’de engellenen hava saldırısında düşen enkaz 1 kişinin ölümüne neden oldu
Ceza kapsamına alınan APP plaka nedir ve nasıl anlaşılır
Gazeteci Ercan Küçük’ün telefonuna el konuldu, hakkında soruşturma açıldı
Londra’da yüzlerce kişiden İran protestosu
Eski eşinden çocuğunu almaya giden adam, silahla vuruldu
Mösyö Testard
Beşiktaş, derbi devam ederken paylaştı: Daha ne olması gerekiyor?
Galatasaray, Beşiktaş derbisini 10 kişiyle kazandı
Atatürk İran’ın geleceğini nasıl öngördü?