Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,2720
Dolar
Arrow
44,5308
İngiliz Sterlini
Arrow
59,3367
Altın
Arrow
6370,6729
BIST
Arrow
10.729

Trump’ın tarihi sınavı: İkinci bir Lyndon B. Johnson hadisesi mi?

Savaşın Niteliği ve İran’ın Mevcut Pozisyonu

İran savaşında 27. gün geride kalırken, Trump kendi açısından zaferle çıkması mümkün olmayan bir ikilem içerisinde. Ya İran’la masaya oturarak kalıcı bir çözüm için çalışacak yada bir tırmandırma siyaseti izleyerek durumu içinden daha da çıkılmaz bir hale sokacak.

Siyasi hedeflerini tam olarak belirlemediği, ciddi bir şekilde düşünüp planlamadığı ve prensipte karşı olmasına rağmen kendisini bir şekilde içinde bulduğu bu savaş, savaşın niteliği ve Amerikan ordusunun kemikleşen zaafları düşünüldüğünde, zaten başlamadan kaybedilmişti. Öyle ki, daha savaşın ilk gününde strateji uzmanları konvensiyonel bir muharebede bile ABD’nin bu savaşı en fazla 5 ila 6 hafta sürdürebileceğini, İran’ın “kazanmak” için yapması gereken tek şeyin 6 hafta boyunca ABD/İsrail saldırılarını “absorbe” etmek olduğunu belirtiyorlardı.

Kaldı ki, İran’ın çok planlı yürüttüğü savunma, ABD/İsrail aleyhine gelişen bir ‘yıpratma savaşına’ (the war of attrition) dönerken bu savaş ,ABD üslerine ev sahipliği yapan körfez ülkelerini ve küresel ekonomiyi hedef alan‘asimetrik’ niteliğiyle dedikkat çekiyor. İran bir anlamda savaşı ABD’nin sürdüremeyeceği kadar pahalı ve masraflı bir hale getiriyor. ABD’nin görünen taktiksel üstünlüğü ironik bir şekilde stratejik yenilgiye dönüşüyor. Trump ve kurmaylarının bu gidişatı bir sürpriz olarak değerlendirmeleri ve en başından öngörememeleri ne derece plansız ve üstünkörü hareket ettiklerinin ciddi bir göstergesi.

İran bugün Hürmüz Boğazı'nı tek başına kontrol ediyor ve petrol satışından kazancını arttırmış durumda. Dahası, savaş teknolojisi bağlamında Rusya ve Çin’in büyük desteğini arkasına alan İran, inisiyatifi elinde tutarken, bu durumu Amerikan hegemonyasını bölgede sonlandırmak için ve mevcut paradigmayı değiştirmek adına jeopolitik bir fırsata çevirebilir. Trump mantıklı bir adım atıp bir anlaşmaya gitmek istese bile,İran savaşın uzaması durumunda daha azzararla çıkabilir, dolayısıyla masada istediğini tam olarak almadan anlaşmaya yanaşmayacaktır. 

Savaş Öncesi Amerikan Savunma Sanayii Üzerinde Tespitler

Şubat ortasında ABD Genel Kurmay Başkanı General Caine, İsrail ve Ukrayna’ya yapılan silah yardımları sonrasında Amerikan ordusunun mühimmat stoklarının kritik seviyede olduğunu belirtmiş, olası bir İran savaşında müttefik desteği olmadan malzeme ve lojistik konularında ciddi sıkıntılar yaşanacağına dair uyarıda bulunmuştu. American Enterprise Institute’den Mackenzie Eaglen, gemilerden fırlatılan ve çok hızlı tüketilen SM-2 SM-3 SM-6 gibi standart anti-balistik füzelerin tedariğinin çok sınırlı olduğuna dikkat çekerken, her birini tekrardan yerine koymanın en az iki yıl alacağına değiniyor. Bu füzeler özellikle Kızıldeniz’de İsrail’in korunmasında ve Yemen’deki paramiliter gruplara karşı kullanılmakta.The Center on Militaryand Political Power at the Foundation for Defense of Democracies’den Ryan Brobst, THAAD ve Patriot füze sistemleri hakkında, her iki savunma füzesinden de yılda sadece birkaç yüz tane üretilebildiğine ve güncel stoğun ihtiyaç duyulan adedin çok altında olduğuna değiniyor. Eski bir Pentagon üst düzey yetkilisi olan, the CATO Institute’den Kathrine Thompson, ABD’nin aynı anda cereyan eden farklı çatışmalara ayırabilecek bir kaynağa sahip olmadığını söylerken, İran’la uzayan bir çatışmanın diğer önceliklerden ödün verme anlamına geleceğini belirtiyordu. Bu noktada dikkat çeken,ABD’nin Asya Pasifik’teki duruşu ve Güney Kore, Japonya ve Tayvan’a güvenlik taahhütleri. ABD 90’ların güvenlik doktrinini finansal yetersizlik ve altyapı eksiklerine rağmen günümüzde mevcut kılmaya çalışıyor.

Savaş-Siyaset Strateji Ayağı

Cumhuriyetçi Parti’nin içindeki çatlağın büyüdüğü, Amerikan kamuoyunda “Birleşik Devletleri İsrail yönetiyor,” “Amerikan siyasi iradesi bir işgal altında” ve “İsrail’in savaşını savaşıyoruz” söylemlerinin arttığı günümüzde, Trump için en iyi senaryo savaşın uzamasını engellemek. Savaşın küresel ekonomi üzerinde yarattığı hasarı ve kendi siyasi kariyerinde bıraktığı tahribatı kontrol altında tutmaken rasyonel seçim olarak gözüküyor. Trump’ın ABD'ninOrta Doğu siyasetini belirleyen Netanyahu ile arasına bir mesafe koyabilmesi gerek kendi kariyeri gerekse Amerikan siyaseti açısından en büyük zafer olacaktır. Şartları ne olursa olsun, İran yönetimiyle masaya oturup kalıcı bir çözüm arayışına girmek Trump’ı aksi bir ‘tırmandırma’ siyasetinde ödemek zorunda kalacağı daha ağır bir bedelden kurtarabilir.

Bu bağlamda,Trump'ın içine düştüğü çıkmaz, Vietnam Savaşı'nda ABD'nin Demokrat Partili Başkanı Lyndon B. Johnson'ın içine düştüğü durumla ciddi benzerlikler taşıyor. Trump Johnson'ın hatalarından ders çıkaracak mı, yoksa tarih tekerrür mü edecek, bunu yakın bir gelecekte göreceğiz.

Vietnam’da Tırmandırma Tercihi ve Johnson’ın(1963-1969) Siyasi İntiharı

Şubat 1965/Ekim 1968 tarihleri boyunca süren, amacı Kuzey Vietnam’ın savaşma direncini kırmakolan ve Operation Rolling Thunder adıyla bilinen hava bombardımanı, hedeflenen sonucu vermeyecekti. Savaş karşıtı John F. Kennedy’nin1963’te bir suikast sonucu hayatını kaybetmesiyle yerine geçen Lyndon Johnson, selefinin tersine1965’te tırmandırma siyasetini tercih etti.

Amerikan kara birliklerine, güneyde çarpışan Viet Cong güçleriyle Kuzey Vietnam arasındaki lojistik bağı kesmeleri ve Güney Vietnam’ı savunmalarıiçin çıkarma emrini verdi. 1968 yılına gelindiğinde sahadaki Amerikan askeri 500 bini bulmuştu. Johnson sık sık kazanılan bir zaferden bahsetse de medyaya yansıyan görüntüler ve sahadan gelen haberlerin yarattığı tezatJohnson’a olan kamuoyu güvenini büyük ölçüde sarsmıştı. Son olarak 1968’de, the Tet Offensive olarak tarihe geçen VietCong güçlerinin karşı taarruzu, her ne kadar geri püskürtülmüş olsa dayarattığı psikolojik yıkım Amerikan kamuoyu için artık bir dönüm noktasıydı.

Protestolar kısa sürede ABD genelinde savaş karşıtı bir toplumsal harekete dönüştü ve üniversite kampüslerinden sokaklara taştı. Savaşın yarattığı kaos Demokrat Parti içinde bir bölünmeye yol açarken, Johnson 31 Mart 1968’de 2. dönem için partisinin Başkan adayı olmayacağını belirterek yarıştan çekildi. Aynı yıl, Demokrat Parti’nin başına geçmesine kesin gözüyle bakılan ve abisi gibi savaş karşıtı olan Robert F. Kennedy 5 Haziran’da abisiyle aynı kaderi paylaşarak hayatını bir suikast sonucu kaybetti. 

Richard Nixon “Peacewith Honor” (Onurlu Barış) sloganıyla başlattığı seçim kampanyasında ABD’nin mağlup görüntüsü vermeden “onurlu” bir şekilde Vietnam savaşından çıkacağı sözünü veriyordu. Başkan Nixon’ın 27 Ocak 1973’te verdiği “Onurlu Barış” konuşması ve akabinde gerçekleşen Paris Barış Anlaşması Johnson’ın içinden çıkılmaz bir hale soktuğu Vietnam Savaşı’nı(1955-1975)nihayet ABD için noktaladı. 2.5 ila 4 milyon insanın hayatını kaybettiği savaşta hiçbir muharebeyi kaybetmeyen ABD ironik bir şekilde savaşı ve prestijini kaybetti.

İran Savaşı’nda Trump’a Dönersek

Vietnam Savaşı’nda izlediği tırmandırma politikası ile öne çıkan bir Lyndon Johnson örneği Trump için tarihsel bir ders niteliğinde. 3 KASIM 2026 ara-seçimleri yaklaşırken savaşının Cumhuriyetçi Parti içinde ve MAGA tabanında yarattığı ciddi çatlak ve Trump’a olan kamuoyu güveninin 36%’ya kadar düşmesi bu anlamda önemli detaylar. Çevresi, Pete Hegseth, Lindsey Graham ve damadı Jared Kushner gibi rasyonel bir dünya görüşünden yoksun ve Orta Doğu’yu eskatolojik bir çerçeveden okuyan fanatik insanlarla dolu olan Trump, İsrail lobisinin baskı ve şantajlarına dayanabilecek mi? İran savaşında takınacağı tutum bunu gösterecek.

Trump, Amerikan siyasetinin yumuşak karnınıoluştururken manipülasyona açık bir figür olarak karşımıza çıkıyor. İsrail’in İran’la savaş ısrarı ve bu yönde ABD’ye yaptığı baskının 1990’lara dayanan uzun bir geçmişi var. Öyle ki, 2000’lerin başından itibaren ABD’nin artık Orta Doğu’da fiilen tutsak olduğunu söylemek doğru olacaktır.

4 Mart’ta verdiği demeçte ABD eski dışişleri bakanı Antony Blinken, Başkan Obama dönemine atıfta bulunurken, o dönemde de İran’a saldırı konusunda baskı yapıldığı, bu yönde hareket edilmemesi durumunda İsrail’in tek başına İran’a saldıracağı ve ABD’yi dolaylı olarak savaşa sokmaplanından bahsediyor. Fakat konuşmasında, Obama’nın net duruşu ve güçlü bir diplomasiden yana tavrının İsrail üzerinde etkili olduğunu belirtiyor.

ABD dışişleri bakanı Marco Rubio İran’a yapılan saldırıyı, İsrail’in gerekirse tek başına İran’a saldıracağını belirtmesi üzerine, bu durumun bölgede Amerikan varlığı için oluşturacağı tehdidin henüz ortaya çıkmadan bertaraf edilmesi (pre-emptivestrike) kapsamında değerlendirmişti. İsrail’in ABD siyaseti üzerindeki stratejisi değişmezken, Başkan Trump’ın Netanyahu’nun “Büyük İsrail Projesi’ni” gerçekleştirebilmek için 40 yıldır beklediği büyük fırsatın ta kendisi olduğunu söylemek doğru olacaktır.